33 bin kişilik stadyumda oynanan karşılaşmanın biletleri kısa sürede tükendi. İktidar temsilcileri ve iktidara yakın isimler de çözüm sürecine gönderme yaparak Amedspor’a destek mesajları verdi. Maç öncesinde kulüp, 2022-2023 sezonundan bu yana forma giyen ve iki şampiyonlukta pay sahibi olan Çekdar Orhan’la yollarını ayırdığını duyurdu.
Amedspor ikinci haftada deplasmanda karşılaştığı Kocaelispor’a 2-0 yenilerek sezonun ilk mağlubiyetini aldı. Karşılaşmada ise futbolun önüne Kocaelispor taraftarlarının ırkçı tezahürat ve eylemleri geçti.
Amedsporlu futbolculara ve taraftarlara, ölüm tehdidinin sembollerinden biri hâline gelen “sarı torba” sallanmasına ilişkin olarak Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ile “tehdit veya hakaret içeren tezahürat” suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı. Şüphelilerden beşi hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.
Spot Basın Kooperatifi’nden Eren Güvendik, gazeteci Bekir Güneş’le Amedspor’un Süper Lig’deki ilk sınavını, önceki sezonlarda maruz kaldığı ırkçı saldırıları ve devam eden çözüm sürecinin futbola ve tribünlere olası yansımalarını konuştu.
Bu söyleşi, 16 Ağustos’ta Amedspor-Erzurumspor karşılaşmasından önce gerçekleştirildi.
Futbol kültürüyle açıklanabilecek bir şey değil
Öncelikle Gençlerbirliği-Fenerbahçe karşılaşmasında yaşanan olayla başlayalım. Fenerbahçe forması giyen bir çocuk, Gençlerbirliği tribününden çıkarılmak istendi. Sen de Gençlerbirliği tribünlerini yakından takip etmiş bir gazetecisin. Başka bir forma mümkün mü? Ne düşünüyorsun?
Burada “Başka bir forma mümkün mü?” sorusundan önce “İnsanlık mümkün mü?” diye sormak gerekiyor. Çünkü karşımızda bir çocuk var. Üzerinde hangi takımın formasını taşıdığının hiçbir önemi yok. O çocuğun sizin takımınızı desteklemenize ya da maçınızı izlemenize nasıl bir engel oluşturduğunu anlamak mümkün değil. İspanya’da, İngiltere’de ve Avrupa’nın farklı liglerinde başka takımların formasını giyen insanların maçları birlikte izlediğini görüyoruz. Yetişkin bir taraftar gelip karşı tribünü tahrik eder ya da saldırgan davranırsa buna müdahale edilebilir. “Burası ev sahibi takımın tribünü, deplasman tribününe geç” denebilir. Ama babasıyla maça gelen bir çocuğa yönelik bu yaklaşım kabul edilemez. Bu, futbol kültürüyle açıklanabilecek bir şey değil.
Üstelik bu tavır, Gençlerbirliği tribünlerinin kendilerini tanımlarken öne çıkardığı değerlerle de tamamen çelişiyor. Daha önce Volkan Demirel’e yapılan sunumda nezaket, merhamet, vicdan, saygı ve fair play vurgulanıyordu. Aradan bir yıl bile geçmeden benzer bir tavrın bir çocuğa yönelmesi büyük bir çelişki.
Gençlerbirliği yıllarca Türkiye’de farklı bir tribün kültürünün temsilcilerinden biri oldu. Üniversite yıllarımda Ankara’da uzun süre Gençlerbirliği maçlarını takip ettim. O dönemlerde öğrenciler, akademisyenler ve farklı takımları destekleyen insanlar aynı tribünde maç izlerdi. Kulübü farklılaştıran değerlerden biri de buydu. Dolayısıyla bütün Gençlerbirliği taraftarlarını aynı kefeye koymamak gerekiyor. Yaşanan olayın ardından Kara Kızıl’dan gelen çağrı da bunu gösteriyor. “Hangi takım, hangi galibiyet, hangi şampiyonluk bir çocuğun kalbinden daha değerli olabilir?” diyerek çocuğu istediği formayla maça davet ettiler. Bence asıl sahip çıkılması gereken kültür bu.
Ben de aynı tribündeydim. Sekiz yaşındaki oğlumla maça gittim ve onun üzerinde de Beşiktaş forması vardı. Stadyuma girer girmez görevliler formayı çıkarmamızı istedi. Kabul etmedim çünkü bunun yasak olmadığını biliyorum. Daha sonra spor polisiyle görüştük. Onlar da başka bir takımın formasıyla maça girmenin yasak olmadığını söyledi; ancak “Tribünde birkaç sarhoş size müdahale edebilir, bunu engelleyemeyiz” dediler. Çocuğun başında polislerin ve görevlilerin toplanması da onu tedirgin etti. Bir süre sonra oğlum atmosferden korktu ve “Baba, buradan gidelim” dedi. Mesele tam da burada düğümleniyor. Başka bir takımın formasını giyen çocuğun güvenliğini sağlamak kulübün, güvenlik güçlerinin ve organizasyonu düzenleyenlerin sorumluluğu olmalı. “Birileri saldırabilir, engelleyemeyiz” denilerek bu sorumluluk taraftara bırakılamaz.
Kesinlikle. Üstelik bu yalnızca Gençlerbirliği’yle ilgili bir mesele değil. Amedspor taraftarı da yıllardır deplasmanlarda benzer sorunlarla karşılaşıyor. Taraftarlara yönelik saldırıların yanı sıra yöneticilerin saldırıya uğradığı örnekler de yaşandı. Bu nedenle “Başka forma mümkün” fikrinin bütün kulüpler tarafından sahiplenilmesi önemli. Amedspor buna öncülük edebilir. İstanbul takımları da Anadolu kulüpleri de bu konuda ortak bir tavır geliştirebilir. Taraftarların birbirinden tamamen yalıtıldığı, deplasman tribünlerinin bir tür tecrit alanına dönüştürüldüğü futbol kültürü yerine insanların birlikte maç izleyebildiği bir ortam yaratmalıyız. Mesele yalnızca başka bir forma meselesi değil; asıl mesele futbolun erkek egemen, saldırgan ve dışlayıcı kültürünün kırılması. Bir çocuğun hangi formayı giydiği üzerinden kavga çıkarmak yerine farklı renklerin aynı tribünde bulunabilmesini normalleştirmek gerekiyor.
Amedspor’un Süper Lig’e çıkması tarihsel bir eşik
Yıllardır deplasmanlarda baskı ve saldırılarla karşılaşan bir kulüp olarak Amedspor’un “Başka forma mümkün” çağrısını sahiplenmesi önemli olabilir. Amedspor’a dönecek olursak kulüp geçen sezon ligi ikinci sırada tamamlayarak Süper Lig’e yükseldi. Erzurumspor ise ligi lider bitirmişti. İki takımın da Süper Lig’e yükseldikten sonra ilk haftada karşı karşıya gelmesi ayrıca dikkat çekici. Üstelik geçmişte iki takım arasında zaman zaman gerilimli karşılaşmalar da oldu. Bu maçı nasıl değerlendiriyorsun?
Amedspor’un Süper Lig’e çıkması Diyarbakır ve bölge açısından tarihsel bir eşik. Ancak kulübün Süper Lig’de nasıl bir sezon geçireceğini yalnızca sahadaki performans üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Taraftarın deplasmanlarda karşılaşacağı koşullar, kulübün diğer takımlarla ilişkisi ve futbolun dışında kurulan temaslar da önemli. Bu açıdan Amedspor’un başka takımların taraftarlarının Diyarbakır’da kendilerini güvende ve rahat hissedebilecekleri bir tribün kültürünü desteklemesi çok değerli olur.
Amedspor Süper Lig yolculuğunun hemen öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da ziyaret etti. Kulüp Başkanı Nahit Eren Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki kabulde Erdoğan’a Amedspor forması hediye etti. Bu ziyaret de kulübün yeni dönemi açısından ayrıca tartışılacak bir başlık. Ancak en azından şu soruyu öne çıkarabiliriz: Amedspor Süper Lig’e hazır mı?
Hazır olmak zorunda. Amedspor Süper Lig’e yükseldiği andan itibaren hazırlıklarını bu doğrultuda sürdürdü ve iki kamp dönemi geçirdi. Ancak hazırlık maçları bize çok net bir fikir vermedi. Özellikle son transferler biraz geç yapıldı. Dolayısıyla Amedspor’un nasıl bir oyun ortaya koyacağını Erzurumspor karşılaşmasında daha net göreceğiz. Rakip Erzurumspor ise geçen sezonki kadrosunun büyük bölümünü korudu ve bu kadroya önemli takviyeler yaptı. Bu nedenle ilk maç Amedspor açısından ciddi bir sınav olacak.
Çekdar Orhan’ın ayrılığı
Amedspor’un transfer politikası da merak konusu. Kadroya önemli isimler katılırken geçen sezonun etkili oyuncularından bazılarıyla yollar ayrıldı. Diagne’nin durumu da bir süredir belirsizliğini koruyordu. Takımda kalıp kalmayacağı tartışılıyordu. Bir diğer gündem ise Çekdar Orhan’ın ayrılığı. Amedspor’un önemli oyuncularından biri olan Çekdar’ın saç örme hareketi nedeniyle yaşadığı süreçten kulüple ilişkisinin kopma noktasına gelmesine kadar uzanan dönemi senden dinleyelim.
Çekdar muhtemelen bu konuda konuşmayacaktır çünkü profesyonel futbol hayatına devam ediyor. Kendisi ve kulüp konuyla ilgili karşılıklı açıklamalar yaptı. Amedspor’da yaklaşık üç buçuk yıl forma giydi. Takımın 2. Lig’den 1. Lig’e yükselmesinde en fazla katkı sağlayan oyunculardan biriydi. 1. Lig’deki ilk sezonda da özellikle ikinci yarıda çok iyi bir performans gösterdi; yedi-sekiz maçta takımın yıldızlarından biriydi. Ancak geçen sezon fazla forma şansı bulamadı. Teknik direktörler daha çok yeni transferleri tercih etti ve Çekdar genellikle sonradan oyuna girdi. Bu da zaman içinde oyuncuyla kulüp arasında bir kırılma yarattı.
Bunun dışında dayanışma eylemleri sırasında yaşananlar da önemli. Bir Kürt kadına yönelik saldırıya karşı düzenlenen eylemlerde saç örgüsü bir dayanışma sembolüne dönüşmüştü. Çekdar da attığı bir golden sonra saç örme hareketi yaparak Kürt kadınlara desteğini gösterdi ve bunun ardından ağır bir ceza aldı. Sonrasında Çekdar’ın Amedspor ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile ilişkileri giderek gerildi. Sezon sonunda kampa davet edilmedi ve kendisinden kulüp bulması istendi. Dolayısıyla bugünkü ayrılığın arkasında yalnızca sportif bir tercih olmadığını düşünüyorum. Geçen sezondan itibaren biriken birçok kırılma vardı ve sonunda yollar ayrıldı.
Çekdar’ın ayrılığının kulüp açısından nasıl bir kayıp olduğunu düşünüyorsun?
Çekdar Amedspor’un son yıllardaki yükselişinde önemli payı olan futbolculardan. Dolayısıyla ayrılığı sportif açıdan da önemli bir kayıp. Ancak taraflar artık yollarını ayırmış durumda. Bundan sonra Amedspor’un elindeki kadroyla Süper Lig’de nasıl bir performans göstereceğine bakacağız.
Çekdar’ın açıklamalarından kulübün kendisine takımdan ayrılması yönünde talepte bulunduğunu, Çekdar’ın ise Amedspor’da kalmak istediğini öğreniyoruz. Bazı yöneticilerin kendisine “Hoca seni istemiyor” dediğini, Çekdar’ın ise teknik direktörün böyle bir talebi olmadığını belirttiğini biliyoruz. İki kamp dönemine de katılmadı ve ligin başlamasına bir gün kala kulüp, Çekdar’la karşılıklı anlaşarak yolların ayrıldığını açıkladı.
Çekdar’ın temsili sayesinde Amedsporlu olan çocuklar
Sen bu sürecin yalnızca profesyonel bir futbolcu-kulüp ilişkisi olarak değerlendirilemeyeceğini söylüyorsun. Neden?
Öncelikle aktardıklarımız Çekdar’ın ve kulübün yaptığı açıklamalara dayanan gazetecilik bilgileridir. Kendi yorumumu da yapmak isterim. Çekdar’ın Amedspor’da çok güçlü bir temsil değeri vardı. Daha önce “Çekdar’ın temsilini mutlaka tutun” başlıklı bir yazı yazmıştım. Çünkü bugün bir Kürt çocuğunun üzerinde Amedspor forması gördüğümüzde formanın arkasında “Çekdar Orhan” yazma ihtimali çok yüksek. Çekdar sayesinde Amedspor’la duygusal bağ kuran ve Amedsporlu olan çok sayıda çocuk var. Bu yalnızca Diyarbakır’da değil, Türkiye’nin farklı yerlerinde, Avrupa’da ve Kürt diasporasında da böyle. Dolayısıyla Amedspor’un Çekdar’la yollarını sıradan bir profesyonel futbolcu ayrılığı gibi yönetmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çekdar 27-28 yaşında, Hakkârili genç bir futbolcu. Elbette hata yapabilir. Ancak bir kulübü ve camiayı yöneten insanların, özellikle böyle güçlü bir temsil değeri taşıyan genç bir futbolcuyu kazanmak için gerektiğinde bir-iki adım geri atabilmesi gerekir.
Burada senin Alex örneğini verdiğini de biliyorum.
Evet. Fenerbahçe’de Alex’in ayrılığını hatırlayalım. O mesele yalnızca bir futbolcunun gönderilmesi değildi; taraftarın kulüple kurduğu duygusal bağ açısından büyük bir kırılma yarattı. Çekdar meselesini futbolculuk performansı açısından Alex’le birebir kıyaslamıyorum ancak temsil bakımından benzer bir durum olduğunu düşünüyorum. Çekdar’ın “koşmuyor” denilerek geri plana atılması da tartışılabilir. Amedspor’daki diğer oyuncuların hepsi Çekdar’dan çok mu koşuyor? Bunu da sormak gerekiyor. Kriz olduğunda ya da taraftarla kulüp arasında bir sorun çıktığında Çekdar’ı öne çıkarıyorsanız o futbolcunun camia açısından taşıdığı anlamı da hesaba katmalısınız. Yalnızca profesyonel sözleşmeye bakamazsınız. Bugün Çekdar iki kamp dönemine de katılmadığı için muhtemelen hazır değil ve yeni bir takım bulması da zorlaşacak. Keşke bu ayrılık sezon başında, daha sağlıklı bir yöntemle gerçekleşseydi.
Üstelik Çekdar’ın kulübe ve yönetime yönelik açıklamaları da oldu. Bu durum bundan sonraki kariyerini etkileyebilir.
Kesinlikle. Kendinizi başka kulüplerin yerine koyun. Kulübüne, başkanına ve yöneticilerine yönelik açıklamalar yapan bir futbolcuyu hangi takım hemen kadrosuna katmak ister? Çekdar böyle bir pozisyonun içine sokuldu. Gerçekten üzülüyorum. Diagne, Saba veya başka futbolcularla ilgili profesyonel düzeyde sorun yaşayabilirsiniz. Futbolda bunların hepsi olur. Ancak Çekdar meselesinde kulübün çok daha farklı davranması gerektiğini düşünüyorum. Geçen sezon Galatasaray’da Barış Alper Yılmaz’ın kulüp ve teknik direktörle ilgili açıklamalarını hatırlayın. Sonrasında Galatasaray ne yaptı? Oyuncuyu kazandı, sözleşmesini ve maaşını iyileştirdi. Barış Alper de takımın en önemli oyuncularından biri olmaya devam etti. Amedspor’un da benzer şekilde kendi değerini temsil eden oyuncusunu yeniden kazanmayı düşünmesi gerekirdi. Çekdar meselesi resmî olarak kapanmış olabilir ancak kolay kolay kapanacak bir mesele değil. Bugün Çekdar’ın ismi, özellikle Kürt çocuklarında “Ben de olabilirim” duygusu yaratıyor. “Çekdar orada oynuyorsa ben de futbolcu olabilirim, ben de Amedspor’da oynayabilirim” düşüncesi çok önemli.
“Amedspor Kürt gençlerini futbol sisteminin içine çekebilmeli”
Bu da bizi Amedspor’un bundan sonra nasıl bir futbol modeli kuracağı sorusuna getiriyor. Sürekli Athletic Bilbao ve Barcelona örnekleri üzerinden konuşuyoruz. Bask ve Katalan modellerinde yalnızca futbolcu yetiştirmek değil, o kimliği taşıyan bir futbol kültürü oluşturmak da önemli.
Kesinlikle. Athletic Bilbao, Bask kimliği üzerinden kendi oyuncusunu yetiştiren ve bunu yıllardır sürdüren bir kulüp. Bugün Mikel Arteta, Xabi Alonso, Unai Emery ve Ernesto Valverde gibi birçok önemli teknik direktörün Bask futbol kültürüyle bağlantısını konuşuyoruz. Katalan futbolunda da Guardiola ve Xavi gibi isimler var. Bu yalnızca futbolcu yetiştirme meselesi değil; insanların kendilerini ait hissettikleri bir futbol kültürü yaratılmasıyla ilgili. Bugün aynı şeyi Kürt futbolu açısından sorduğumda “Kendisini Kürt olarak tanımlayan ve bunu futbol kimliğinde açıkça taşıyan kaç teknik direktörümüz var?” diyorum. Çok az; üst düzeyde ise neredeyse hiç yok. Amedspor bir model oluşturacaksa yalnızca iyi futbolcular transfer etmekle yetinmemeli. Hakkâri’den, Van’dan, Muş’tan, Bitlis’ten ve Ağrı’dan gençleri de futbol sisteminin içine çekebilmeli. Kendi oyuncusunu, kendi teknik direktörünü ve kendi futbol kültürünü yaratabilmeli.
Bu açıdan Hakkârili bir futbolcunun Amedspor’un 10 numarası olarak yarattığı temsilin kaybedilmesi basit bir mesele değil. Bunun etkisini yıllarca görebiliriz. Amedspor’un 10 numaralı formasını giyecek her futbolcunun insanlara Çekdar’ı hatırlatması bile bunun bir göstergesi.
Bütün bunların üzerine bir de çözüm süreci nedeniyle Amedspor’a yüklenen siyasi ve toplumsal misyonu eklediğimizde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Burada ciddi bir çelişki var. Birkaç yıl önce “Amedspor bir futbol kulübüdür, politikayla yan yana getirmeyin” deniliyordu. Bugün ise Amedspor’a sürecin ilerlemesinde önemli bir misyon yüklendiği söyleniyor. O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor: Amedspor yalnızca bir futbol kulübü mü, yoksa toplumsal ve politik bir anlam da taşıyor mu? Eğer yalnızca bir futbol kulübüyse Çekdar’ın saç örgüsü hareketinin ardından yaşanan süreç başka türlü değerlendirilebilir. Ancak Amedspor’un toplum açısından bir temsil değeri olduğunu kabul ediyorsak Çekdar meselesini de yalnızca bir “profesyonel futbolcu” meselesi olarak göremeyiz.
“Nihai hedef Avrupa olmalı”
Gelelim Süper Lig’e. Sen Amedspor’un henüz tam anlamıyla hazır olmadığını düşünüyorsun.
Evet. Süper Lig’in Amedspor’a hazırlandığını söyleyebiliriz ancak Amedspor’un Süper Lig’e ne kadar hazır olduğu konusunda soru işaretlerim var. Ligde çok güçlü rakipler bulunuyor. Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un ilk haftada puan kaybetmesi, ligin kolay olacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, rekabetin çok yüksek olacağı bir sezon bizi bekliyor. Nahit Eren daha önce hedefin Avrupa olduğunu söylemişti; son açıklamasında ise hedefin ligde kalmak olduğunu belirtti. Bana göre Amedspor gibi milyonlarca insanın duygusal bağ kurduğu büyük bir camianın nihai hedefi elbette Avrupa olmalı. Ancak gerçekçi olmak gerekirse mevcut kadroyla Amedspor’u henüz o seviyede görmüyorum. Son transferleri yeterince izlemedik. Birkaç maç sonra, özellikle Trabzonspor karşılaşmasına gelindiğinde takımın oyun planı ve oyuncu kalitesi konusunda çok daha net bir fikre sahip olacağız.
Teknik direktörün üçlü savunma tercihini de eleştiriyorsun.
Süper Lig’de üçlü sistem oynayacaksanız önde çok dinamik ve baskı yapabilen oyuncularınızın olması gerekiyor. Amedspor’un hücum hattına baktığımızda Saba ve Diagne’nin geriye dönüşleri sınırlı. Üç-dört oyuncunun savunmaya katkısının yetersiz kaldığı bir sistemde önde baskı yapmak kolay değil. Hazırlık maçlarında Amedspor’un topu kaybettikten sonra altı-yedi saniye içinde yeniden kazanmayı hedefleyen ve önde baskıya dayanan bir oyun denediğini gördük. Duhok ve Zaxo (Zaho) maçlarında bunu izledik. Ancak rakipler Süper Lig seviyesinde değildi ve Amedspor buna rağmen ikinci yarılarda zorlandı. Dolayısıyla Süper Lig’de aynı oyun anlayışını sürdürmek istiyorsanız fiziksel kapasite ve savunmaya dönüşler konusunda ciddi soru işaretleri var. Teknik direktörün sezon içinde dörtlü savunmaya dönmesi bence oldukça muhtemel.
Kaybedilen topu üç saniyede geri kazanmak çok üst düzey bir oyun planı. İspanya Millî Takımı bunu yıllarca uyguladı ve büyük başarılar elde etti. Ancak Amedspor’un mevcut kadrosuyla, bırakın üç saniyeyi, kaybettiği topu on saniyede geri kazanabilecek bir oyuncu grubu yok. Özellikle ileride oynayan oyuncuların fiziksel özelliklerine baktığımızda bunu sürdürebilmeleri zor. Dolayısıyla daha rasyonel ve kontrollü bir oyun anlayışına ihtiyaç var.
Bu kadroyla nasıl bir oyun daha gerçekçi olur?
Ersun Yanal’ın Amedspor’a geldiği dönemde uyguladığı oyun buna iyi bir örnek. Savunma hattını daha geride kuruyordu, birinci ve ikinci bölgedeki blokları birbirine yaklaştırıyordu. Rakibin o bloklara çarpmasını sağlıyordu, kenarlarda da hızlı kontratak oyuncuları bırakıyordu. Fenerbahçe’de de benzer bir anlayış kullanmıştı. Takım hazır olana kadar maçları daha kontrollü oynuyordu, elindeki oyuncuların kalitesi arttığında ise daha ofansif bir futbol ortaya koyabiliyordu.
Amedspor’un mevcut kadrosu ne üçlü sistemi ideal şekilde oynayabilecek durumda ne de topu kaybettikten sonra çok kısa sürede geri kazanabilecek fiziksel kapasiteye sahip. Bu nedenle takımın kendi kadro gerçekliğine uygun oynaması gerekiyor. Aslında mesele yalnızca Amedspor değil; şu anda Türkiye’de de üçlü sistemi oynatmak kolay değil. Bunu Erzurumspor karşılaşmasında daha net göreceğiz. Amedspor’un çok yüksek tempolu bir oyun ortaya koymasını beklemiyorum. Oyuncuların böyle bir tempoyu kaldırabilecek durumda olduğunu düşünmüyorum.
Taraftarların güvenliği
Erzurumspor karşılaşmasının ardından çok zor bir fikstür var: Kocaeli deplasmanı ve sonrasında Trabzonspor maçı. Amedspor taraftarlarının bu deplasmanlardaki güvenliği de önemli bir başlık. Yıllardır ırkçı saldırılara maruz kalan bir taraftar grubundan söz ediyoruz. Deplasmanlarda güvenlik konusunda bir yol haritası var mı?
Burada asıl sorumluluk Amedspor yönetiminde değil, devletin güvenlik mekanizmalarında. Amedspor yönetimi taraftarını deplasmanda tek başına nasıl koruyabilir? Bu, devletin sorumluluğudur. Üstelik çözüm sürecinin konuşulduğu, siyasetin bütün taraflarının olumlu mesajlar verdiği bir ortamdan söz ediyoruz. Böyle bir dönemde Amedspor taraftarları herhangi bir deplasmanda saldırıya uğrarsa bu yalnızca bir tribün olayı olarak değerlendirilemez; ciddi bir güvenlik zafiyeti olur. Bu sezon deplasman yasaklarının yeniden gündeme geleceğini düşünmüyorum. Erzurumspor taraftarlarının Diyarbakır’a gelebiliyor olması da bunun bir göstergesi. Kocaeli ve diğer deplasmanlarda da iki takım taraftarının bir araya gelmesini ve güvenli biçimde maç izleyebilmesini bekliyorum. Özellikle Trabzonspor deplasmanına ayrıca dikkat etmek gerekiyor. Gençlik ve Spor Bakanı’nın ve TFF Başkanı’nın Trabzonlu olduğu da düşünüldüğünde Amedspor taraftarının orada herhangi bir saldırıya uğraması kabul edilemez.
Amedspor taraftarının enerjisinden faydalanmalı. Yeni transferlerin de nerede oynadıklarını ve nasıl bir camianın formasını giydiklerini anlamaları önemli. Kadroda Diyarbakırlı ya da Kürt futbolcuların sayısı çok az. Bu nedenle Amedspor’un neyi temsil ettiğini oyunculara anlatmak gerekiyor. Süper Lig’de artık mücadele etmeden kazanabileceğiniz bir maç yok. Dünya yıldızlarını transfer etseniz bile mücadele etmezseniz sonuç alamazsınız.


