Kimdir bu Mazlum Abdi?

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) feshedilmesinin ardından, Suriye geçici yönetiminin devlet başkanı Ahmed Şara, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’yi Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atadı. Yıllarca Şam’dan bağımsız bir askerî gücün başında duran Abdi, şimdi yeni yönetimin içinde yer alacak.

Peki kimdir Mazlum Abdi? PKK saflarından Kobanê savaşına, ABD’nin IŞİD’e karşı en önemli kara ortaklarından birinin komutanlığından Şam’daki Cumhurbaşkanlığına uzanan bu siyasi ve askerî yolculuk nasıl şekillendi?

The New Yorker yazarı Robin Wright, Mart 2019’da Abdi’yle IŞİD’in Bağuz’daki son toprak parçasını kaybetmek üzere olduğu günlerde karşılaştı. Buluşma, Amerikan, Fransız ve İngiliz askerlerinin kullandığı ileri bir karargâhta gerçekleşti. Wright’ın tasvirine göre Abdi alçak sesle konuşuyor, sahra üniformasının altında yalnızca bir tabanca taşıyordu. Dışarıda komuta ettiği güçler savaşın son cephesinde ilerlerken içeride uluslararası koalisyon subaylarıyla harekâtın geleceğini konuşuyordu.

O günlerde Washington’ın Suriye’deki en önemli kara ortaklarından biriydi. Türkiye ise onu PKK geçmişiyle tanımlıyor ve aranan isimler arasında gösteriyordu.

Yaklaşık yedi yıl sonra, 25 Ağustos 2026’da bu kez Şam’daki Halk Sarayı’nda kameraların karşısına çıktı. SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlandığını ve bağımsız askerî yapı olarak sona erdiğini açıkladı. Bir zamanlar Suriye topraklarının yaklaşık dörtte birini kontrol eden, ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD’e karşı başlıca kara gücü sayılan SDG, kuruluşundan bu yana genel komutanlığını yapan kişinin açıklamasıyla feshedildi.

Bir insan, birkaç isim

Mazlum Abdi’yi anlatmaya isimlerinden başlamak gerekir. Türk makamları onu Ferhat Abdi Şahin, bazı kayıtlarda ise Mustafa Abdi bin Halil olarak tanımlıyor. Kendisi 2019’da The New York Times’a gerçek adının Mazlum Abdi olduğunu söyledi. PKK saflarında Şahin Cilo, Rojava savaşında Mazlum Kobani, uluslararası temaslarda Mazlum Abdi adını kullandı. Amerikan askerî ve diplomatik çevreleri ondan “General Mazlum” diye söz etti.

Mezopotamya Ajansı’nın 24 Kasım 2025’te yayımladığı röportajda, bütün bu adların arasında kendisini ve kişiliğini nasıl tarif ettiği sorulduğunda, “Ben doğal bir insanım” cevabını verdi.

Abdi, 1967’de Kobanê yakınlarındaki Helinc köyünde Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası doktordu. Halep Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği öğrenimi gördü, fakat siyasi faaliyetleri ve uğradığı gözaltılar nedeniyle eğitimini tamamlayamadı.

Gençliği, Hafız Esad yönetiminin Kürt kimliğini kamusal hayattan dışladığı, Kürtçe üzerindeki baskının sürdüğü ve 1962’deki olağanüstü nüfus sayımının on binlerce Kürdü yurttaşlıktan mahrum bıraktığı yıllara rastladı. O yıllarda Suriye yönetimi tarafından beş kez hapsedildi.

1990’da PKK’ye katıldı. Ankara’nın ona bakışını uzun süre bu geçmiş belirledi. Türkiye, YPG ile PKK arasındaki ilişkinin örgütsel bir devamlılık taşıdığını ileri sürdü. Abdi ise YPG’nin ve daha sonra kurulan SDG’nin Suriye koşulları içinde ortaya çıkmış ayrı yapılar olduğunu savundu.

Suriye’de ayaklanmanın başladığı 2011’den sonra ülkesine döndü. Kürt bölgelerindeki silahlı güçlerin örgütlenmesinde ve YPG’nin askerî kapasitesinin geliştirilmesinde etkili oldu. Esad yönetiminin kuvvetlerini Rojava’daki bazı bölgelerden çekmesi Kürt hareketine daha önce sahip olmadığı bir alan açmıştı.

Fakat bu alan, rejim, silahlı muhalif gruplar, Türkiye ve giderek güçlenen radikal İslamcı örgütler arasında korunması gereken kırılgan bir coğrafyanın üzerinde yükseliyordu.

Kobani’nin değiştirdiği hayat

The New Yorker röportajında, Rojava’daki savaş yıllarından onu en fazla etkileyen olay sorulduğunda Abdi’nin cevabı kısaydı:

“Tereddütsüz Kobanê Muharebesi.”

IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği, Irak ve Suriye’de şehirlerin birbiri ardına düştüğü bir yıldı 2014. Kobanê’nin kaybedilmesi, IŞİD’in yenilmezlik iddiasını daha da güçlendirecekti. Türkiye sınırının hemen karşısındaki kent, dünyanın gözleri önünde süren simgesel bir cepheye dönüşmüştü.

YPG’nin direnişi, ABD’nin hava desteği ve Irak Kürdistan Bölgesi’nden gelen Peşmerge güçlerinin katkısıyla IŞİD kuşatması Ocak 2015’te kırıldı. Kobanê büyük ölçüde yıkılmıştı ama düşmedi.

Savaşın siyasi sonucu da kalıcı oldu. Kürt güçleri uluslararası görünürlük ve meşruiyet kazandı. “Mazlum Kobanê” adı da Amerikan askerî ve diplomatik çevrelerinde sahada sonuç alabilen bir komutanı ifade etmeye başladı.

Aynı yıl YPG’nin yanı sıra Arap, Süryani, Türkmen ve başka yerel silahlı grupları bir araya getiren Suriye Demokratik Güçleri kuruldu. Abdi genel komutanlığa getirildi. Yapının askerî omurgasını Kürt güçleri oluştursa da SDG’nin Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelere ilerleyebilmesi daha geniş bir koalisyona bağlıydı.

SDG’nin Minbic, Tabka ve Rakka operasyonlarının ardından Mart 2019’da Bağuz’u IŞİD’in elinden almasıyla örgütün Suriye’deki toprak hâkimiyeti sona erdi. Abdi’nin Robin Wright’a aktardığı sayıya göre bu savaşta 11 bini aşkın SDG mensubu hayatını kaybetmişti.

ABD ile kurulan askerî ortaklık ise Kürtler adına bir siyasi statü güvencesi içermiyordu. Washington silah, eğitim, istihbarat ve hava desteği sağladı ama Suriye’nin gelecekteki idari yapısı hakkında bağlayıcı bir taahhütte bulunmadı.

Abdi’nin sonraki yılları, savaş alanında kurulan bu ortaklığı kalıcı bir siyasi güvenceye dönüştürme çabasıyla geçti.

Rojava

SDG’nin koruması altında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi adıyla şekillenen yapı, farklı bir toplumsal ve idari düzen kurma iddiası taşıyordu.

Kürtçenin eğitimde kullanılması, yerel meclisler, komünler, eşbaşkanlık, kadınların siyasi kurumlarda ve silahlı birliklerde görünür olması bu düzenin ayırt edici özellikleriydi.

Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Ezidi toplulukların ortak kurumlarda temsil edilmesi hedefleniyor, Abdullah Öcalan’ın “demokratik konfederalizm” düşüncesinden etkilenen bir yerel yönetim modeli savunuluyordu.

Şam’ın gerçeği

Abdi’nin ABD ile kurduğu ilişki, Ankara ile arasındaki mesafeyi daha da açtı. Türkiye YPG’yi PKK’nin Suriye kolu, SDG’yi ise bu yapıya daha geniş bir görünüm kazandıran çatı olarak değerlendiriyordu.

Washington, PKK’yi “terör örgütü” saymayı sürdürürken YPG ve SDG ile sahada ortaklık kurdu. Böylece Abdi, bir NATO ülkesinin arananlar listesindeyken başka bir NATO ülkesinin generalleri ve diplomatlarıyla düzenli görüşen sıra dışı bir konuma yerleşti.

Bu ilişkinin sınırları Ekim 2019’da değişmeye başladı. ABD askerlerinin Türkiye sınırındaki bazı noktalardan çekilmesi, Türkiye’nin operasyonunun önünü açtı. Robin Wright’ın aktardığına göre Abdi, Amerikalı diplomat William Roebuck’a:

“Bizi katledilmeye bırakıyorsunuz,” dedi.

SDG bazı bölgeleri kaybederken Abdi, Şam yönetimi ve Rusya ile anlaşarak Suriye ordusunun belirli sınır bölgelerine girmesini kabul etti.

Beşar Esad yönetiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesi bu dengeyi kökünden değiştirdi. Şam’da, geçmişi Heyet Tahrir el-Şam’a uzanan Ahmed eş-Şara’nın liderliğinde yeni bir yönetim kuruldu. Washington da yeni iktidarla ilişki geliştirmeye başladı.

SDG’nin kontrol ettiği topraklar, enerji kaynakları ve sınır kapıları, merkezi devletin yeniden kurulması tartışmasının başlıca konuları arasına girdi.

Abdi ile Şara, 10 Mart 2025’te Rojava’daki askerî ve sivil kurumların merkezi devlete entegrasyonunu öngören bir mutabakat imzaladı.

Abdi, SDG birliklerinin yapısını belirli ölçüde koruyarak orduya katılmasını; Şam ise bağımsız komuta zincirinin sona ermesini istiyordu. Petrol sahaları, sınır kapıları, yerel güvenlik, idari yetkiler ve Kürtçe eğitim konularındaki anlaşmazlıklar nedeniyle 10 Mart Mutabakatı süresinde uygulanamadı.

Ocak 2026’da çatışmalar yeniden başladı ve SDG, Rakka ve Deyrizor’da Arap nüfusun çoğunlukta olduğu geniş bölgelerden, enerji sahalarından ve önemli altyapı tesislerinden çekilmek zorunda kaldı.

Rûdaw’a Ağustos 2026’da verdiği mülakatta Abdi, 10 Mart Mutabakatı’nı hayata geçirmek için gösterdiği çabanın yetersiz kalmasını “en büyük hatası” olarak tanımladı.

Şeyh Maksud’daki saldırılar sorulduğunda da: “Doğrudur, askerî olarak çekildik… Birçok şeyi koruyamadık,” sözleriyle kendi tarafının sorumluluğunu kabul etti.

Ocak sonunda varılan yeni anlaşma ise 10 Mart Mutabakatı’nın aksine uygulamaya konuldu.

SDG mensupları Suriye ordusundaki birliklere katıldı, yerel güvenlik yapıları İçişleri Bakanlığına bağlandı, özerk yönetime ait sivil kurumlar devlet sistemiyle birleştirildi.

Aynı süreçte Kürtler Suriye halkının asli bir parçası olarak tanındı. Kürtçe bir “ulusal dil” olarak kabul edildi ve Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde öğretilmesinin önü açıldı. Newroz resmî tatil oldu, 1962 sayımının yurttaşlıktan mahrum bıraktığı Kürtlere vatandaşlık verilmesi kararlaştırıldı.

Ancak bu hakların yeni anayasada nasıl güvenceye alınacağı, anadilinde eğitimin sınırları, kadın savaşçıların yeni ordu içindeki konumu, eşbaşkanlık düzeninin geleceği ve yerel yönetimlerin yetkileri henüz bütünüyle kesinleşmiş değil.

SDG’nin adı ve bağımsız komutası sona erdi. Geride kalan kazanımların ne ölçüde yaşayacağını uygulama gösterecek.

Türkiye’deki sürecin etkisi

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te PKK’ye silahlı mücadeleyi sona erdirme ve örgütü feshetme çağrısı yapması, Suriye’deki sürecin gerçekleştiği bölgesel ortamı da etkiledi.

PKK Mayıs 2025’te fesih kararı aldığını açıkladı. Silah bırakmanın doğrulanmasını ve örgüt mensuplarının hukuki durumunu düzenleyen çerçeve yasa 10 Ağustos 2026’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

Abdi, Öcalan’ın çağrısını destekledi ve Türkiye’deki sürecin Rojava’daki çatışmaların azalmasına katkı sağladığını savundu.

Bununla birlikte çağrının doğrudan PKK’yi ilgilendirdiğini, SDG’nin Suriyeli bir yapı olduğunu söyledi. Ankara bu ayrımı kabul etmedi.

PKK’nin fesih kararı ile SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu aynı hukuki ya da örgütsel sürecin parçaları değildi. Fakat aynı bölgesel dönüşüm içinde birbirlerinin hareket alanını değiştirdiler.

Kürt birliği

Şam, Ankara ve Washington arasındaki görünür trafiğin gerisinde daha sessiz bir hat işliyordu. Suriyeli Kürtler, yıllardır birbirinden uzak duran siyasi çevreler arasında ortak bir tutum kurmaya çalışıyordu.

Abdi’nin Kürt siyasetindeki değişen yerini iki fotoğraf iyi özetliyor.

İlkinde genç Abdi, Abdullah Öcalan’la Fırat’ta yüzerken görülüyor. Öcalan’ın ondan “manevi oğlum” diye söz ettiği de yıllardır anlatılır.

Fotoğraf, Abdi’nin PKK’yle bağının yalnızca bir özgeçmiş olmadığını, siyasi hayatının Kürt hareketinin en güçlü ve en tartışmalı geleneklerinden birinin içinde biçimlendiğini gösteriyordu.

Aynı zamanda onu eski bir ayrımın belirli tarafına yerleştiriyordu. Bir yanda Öcalan’ın düşüncesinden etkilenen PYD ve ona yakın hareketler, diğer yanda Mesud Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile bu çizgiye yakın Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) bulunuyordu.

Bu nedenle Abdi’nin 16 Ocak 2025’te Pirmam’da Mesud Barzani’nin karşısına oturması protokol takviminin ötesinde anlam taşıyordu.

Aynı masada, birbirine uzun yıllar kuşkuyla bakmış iki Kürt siyasi geleneği buluşuyordu.

Buluşmada Rojavalı Kürt partilerinin ortak tutumu, yeni Şam yönetimiyle ilişkiler ve Kürt haklarının güvenceye alınması konuşuldu. Böylece KDP geleneği de Abdi’nin doğrudan muhatapları arasına girdi.

Mesud Barzani bu yakınlaşmaya tarihsel bir ağırlık kazandırdı. Neçirvan Barzani ise açılan kanalı sürekli bir diplomasiye dönüştürdü.

Nisan 2025’te Erbil’de Abdi’yle SDG’nin Kürt partileri ve Şam’la ilişkilerini görüştü. Günler sonra Kamışlo’da düzenlenen Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı’nda PYD, ENKS ve farklı çevreler ortak bir siyasi metin etrafında buluştu.

Abdi, konferansın Suriye’yi bölmek için yapılmadığını, Kürtlerin güçlenmesinin Suriye’yi de güçlendireceğini söyledi. Mesud ve Neçirvan Barzani’nin katkılarını özellikle andı.

Ortak metin kalıcı bir karar mekanizması üretmeye yetmedi. ENKS, Temmuz 2026’da PYD ve SDG’yi tek taraflı siyasi ve askerî kararlarla ortak heyetin işleyişini durdurmakla suçladı.

Kürt birliği, tamamlanmış bir uzlaşmadan çok, ihtiyaç duyulduğunda yeniden kurulan kırılgan bir müzakere zemini olarak kaldı.

Kürt birliği arayışının Abdi’deki karşılığı, Şubat 2025’te Channel8’in hazırladığı programda da kısa bir an için yüzeye çıktı.

Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerden gönderilen video mesajlarını izleyen Abdi’nin yüz ifadesi değişti.

“Bütün Kürtlerin yükünü taşıyoruz,” derken Kobani’de verilen kayıpların unutulmayacağını söyledi.

Bu sahneyi izleyen dört ülkedeki bütün Kürtler onu desteklemiyordu. Ama askerî bir kararın, bir yenilginin ya da bir anlaşmanın ardından, dört ülkedeki Kürt kamusal alanının önemli bir bölümü artık onun ne söyleyeceğine kulak veriyordu.

İkinci fotoğraf Kasım 2025’te Duhok’ta çekildi.

Abdi, Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu’na lacivert takım elbise ve mavi kravatla katıldı. Kamuoyu onu ilk kez bu kadar belirgin biçimde üniformasının dışında görüyordu.

“Savaşı kazansanız bile önünüzde yine diyalog vardır,” dedi.

Aylar sonra askerî denge aleyhine döndüğünde Neçirvan Barzani onu ve ENKS yönetimini yeniden Erbil’de bir araya getirecek, ateşkesin korunması ve Şam’la görüşmelerin sürmesi için arabuluculuk yapacaktı.

Abdi de Münih Güvenlik Konferansı’nda devlet başkanları, dışişleri bakanları ve Amerikalı yetkililerle görüşecekti.

Kobani’de tanınan cephe komutanı, birbirine mesafeli Kürt siyasi geleneklerinin ortak muhataplarından birine dönüşmüştü.

Şam’da kendi ordusunun feshini açıklarken kullandığı sözlerin ne kadarının barış umuduna, ne kadarının askerî yenilginin zorunluluklarına ait olduğu bugün kesin değil.

Mazlum Abdi’nin bundan sonraki portresini, savaş yıllarında kurduğu güçten çok, o güç dağıldıktan sonra inşa edebildiği ve koruyabildiği haklar belirleyecek.