Omerê Evdikê: Kürtlerin hiç devrimi oldu mu?

Rojava’nın Qamişlo kentinde Spot Basın Kooperatifi’ne konuşan Kürt aydını Omerê Evdikê, özerk yönetimin son 15 yılını, Şam’la entegrasyon sürecini ve Kürtlerin önündeki tehlikeleri değerlendirdi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) 25 Ağustos’ta Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlanması, Rojava-Şam arasındaki gerilimi sonlandırmadı. SDG’nin orduya entegre olan savaşçılarından Sîpan Hiznî’nin 11 Eylül’de bir Arap aşiretine bağlı çete tarafından kaçırılıp katledilmesi ve ardından tüm Rojava’ya yayılan protestolar, Kobani hapishanesindeki gençlerin Halep’e nakledilmeyi reddederek bedenlerini ateşe vermeleri ve şimdiye kadar on kişinin hayatını kaybetmesi bu gerilimin devam edeceğini gösterdi.

Qamişlo’da görüştüğümüz, Kürt hareketi karşısındaki tarafsızlığıyla bilinen 72 yaşındaki siyasetçi ve aydın Omerê Evdikê (Bavê Teymûr), Rojava’nın bugünkü durumunu yalnızca son gelişmeler üzerinden değil, 1970’lerden bu yana yürütülen siyasi mücadele ve yakın tarih üzerinden değerlendiriyor.

Şam’la anlaşmayı mevcut koşullar içinde “kötünün iyisi” olarak nitelendiren Evdikê, savaş seçeneğinin çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Kürtlerin kendi aralarındaki ayrışmaların da mücadeleyi zayıflattığını söyleyen Bavê Teymûr, çözümün Kürtlerin ortak bir siyasi program etrafında bir araya gelmesinden geçtiğini düşünüyor…

25 Ağustos’ta SDG’nin kendini feshetmesi, entegrasyon süreci, Kürtlerin mevcut durumu, Kuzey’deki (Türkiye) Kürtler tarafından da merak ediliyor.  Özerklik ortadan mı kalktı? Kürtler hiçbir şey elde edemedi mi?

Bana göre dünyada önemli değişimler oldu. Uluslararası ve bölgesel devletlerin çıkarları onları Paris’te, 6 Ocak’ta bir araya getirdi ve bunun sonucunda derin bir dönüşüm yaşandı. Bu dönüşüme ayak uydurmak –Kürtler açısından– önemli bir bilgelikti. Eldeki kazanımların tümünü koruyamayınca mümkün olanı muhafaza etmek bence doğruydu. O dönemde yaptığım bir paylaşımda, “Büyük bir dönüşüm yaşanıyor ve birileri bunu bizim, Kürtlerin elindekini almak için kullanmak istiyor,” dedim. Fakat halkımız her yerde ayaklandı, uluslararası kamuoyunu etkiledi ve bir anlaşma yapılmasını sağladı. Ben 29 Ocak Entegrasyon Anlaşması’nı dünyadaki ve bölgedeki siyasi koşullara göre bir başarı olarak görüyorum.

Diğer seçenek neydi?

Diğer ihtimal çok kötüydü. Farklı güçlerin istihbaratları, kendi çıkarları doğrultusunda Suriye halkları arasında ciddi bir kin yarattı. Çevremizdeki devletlerin de biz Kürtlerden rahatsızlığı vardı. Çok kötü bir savaşın içine girecektik. Etkisi çok ağır olacaktı ve belki 50 yıl sonra bile kendimize gelemeyecektik. Bana göre bu anlaşma büyük bir bilgelikti. 

“Kötünün iyisini yaşıyoruz”

Kuzey’deki Kürtler ise her şeyi kaybettiğinizi düşünüyor. Size karşı olduklarından değil, tam tersine Rojava’ya büyük bir sevgiyle bakıyorlar ama “Rojava elden gitti,” diyorlar.

Çünkü medya büyük hayaller yarattı.

Hangi medya?

Çoğunlukla “Büyük Kürdistan” haberlerini öne çıkaran Kürt medyası. 

Rojava’daki güçlerin de bunda payı var mı?

Elbette. Rojava’daki güçler de kendi propagandalarını yaparak halka bu hayali kurdurdular. Benim hayallerle işim yok. Dünya ve bölge siyasetini, özellikle de bizden hazzetmeyenlerin siyasetini takip ediyorum. Ayrıca halkımızın gücüne ve takatine bakıyorum. Bunlara baktığımda hayallere kapılmıyordum. Doğrusu, büyük kazanımlarımız vardı. Daha iyi de olabilirdi; fakat şu anda kötünün iyisini yaşıyoruz.

Savaşmak mümkündü; ama bu tehlikeli ve kötü bir seçenekti. Öte yandan, dünya siyasetinin bize bakışı değiştiği için anlaşma seçeneği vardı. 

“Toplumumuz demokrasi kavramını bile duymamıştı”

Eski bir sosyalist olarak 1970’lerde Rojava’da silahsız mücadele yürüttünüz. O dönemde amacınız neydi?

O zaman Suriye içinde hukuki ve siyasi haklarımızı elde etmek istiyorduk. Aynı zamanda bir aydınlanma faaliyeti yürütüyorduk. Baas hükümeti bizden rahatsız oluyor ve her seferinde bizi tutukluyordu. Mücadelemiz siyasiydi ama aynı zamanda yurtseverliği yayıyor, halkı uyandırıyordu. Toplumumuz demokrasi kavramını bile doğru dürüst duymamıştı. Biz ise demokratik anlayışı yerleştirmeye çalışıyorduk. Kürtlerin haklarının olduğu demokratik bir Suriye istiyorduk. Kürtlerin hakları üç başlıkta toplanıyordu: Hukuki, siyasi ve toplumsal haklar. Bunları istiyor ve bunun için çalışıyorduk. Aynı zamanda Suriye’nin demokratikleşmesi için mücadele yürütüyorduk. Toplumsal bir uyanış yaratmaya çalışıyorduk. Elimizde başka da bir şey yoktu.

O yıllarda halk uykuda mıydı?

Hayır, halk ne uykudaydı ne de ölüydü. Fakat toplumun genel yapısı aşiretçiliğe dayanıyordu. Ulusalcılık ve demokratlık duyguları çok azdı. Buna rağmen her köyde, her evde bu duygular filizlendi ve ulusal uyanış 1970’lerde doruğa ulaştı. Suriye’nin demokratikleşmesi talebi de yükseldi. O yıllarda mücadele yürütenler önemli bir rol oynadı. 

1980’lerde Abdullah Öcalan da buraya geldi ve PKK’nin etkisi oluşmaya başladı. Kürtlerin haklarını siyaseten savunacak bir parti ise ancak 2003-2004’te PYD ile ortaya çıktı. Öncesinde Kürtlerin herhangi bir partisi ya da kurumu var mıydı?

1975’ten sonra Kürt partileri kadükleşti. Çünkü Suriye genelinde siyasi partiler kapatıldı.

Bunun sorumlusu Baas mıydı?

Tabii, partileri Baas kapatmıştı. Ebdullahê Mela Elî, Hemîdê Esin gibi isimler tutukluydu. Onların altındaki kadroları da bastırdılar. Halk biraz korktu ve geri çekildi. Başur’da (Güney Kürdistan) Kürtlerin 1975’teki yenilgisi de halkta bir inançsızlık yarattı. Fakat 1975’ten 1980’e kadar dört parça Kürdistan’dan öğrenciler ortaya çıktı. Suriye’de Şam ve Halep’teki Kürt öğrenciler de mevcut örgütlere katılarak onları büyüttüler. Dolayısıyla 1980’lerde örgütler vardı.

“Suriye rejimi bir diktatörlüktü, acımasızdı”

Siz o sırada ne yapıyordunuz?

Ben de örgütlüydüm, mücadele içindeydim. 1980 yılında halkımızı Newroz kutlamasına taşıdık.

Öncesinde Newroz kutlanmıyor muydu?

Gizlice kutlanıyordu. O dönemde alanlara çıkmaya başladık. Emniyet bizi yakalıyordu ama o sırada etkisizdi, çünkü İhvancılarla savaşıyorlardı. Baas rejimi bilinçli bir biçimde Kürt örgütlerine karşı daha yumuşak davranıyordu. Suriye rejimi bir diktatörlüktü, acımasızdı. Halk, “Newroz için çıkarsak bizi tararlar,” diyordu. Bu mümkündü de. Fakat rejim İhvancılarla uğraşırken Kürtleri de düşmanlaştırmak istemiyordu. Dolayısıyla Kürtler Newroz’da alanlara çıkıyor, gösterilerini yapıyordu. Doğrudan bir çatışma yoktu.

Sonrasında mücadele yavaş yavaş büyüdü. 2004’te Qamişlo’daki olaylara kadar geldi. O dönemde neler yaşandı?

Qamişlo’da isyan başladığında Kürtler hem örgütlüydü hem de büyük bir uyanış içindeydi. Ancak sonra ölümler başladı. Önce üç kişi öldürüldü, sonra sayıları 30’lara çıktı. Rojava halkı bütün şehirlerde ayaklandı ve hükümet geri çekildi. Halk şehirlerde kontrolü ele geçirdi, emniyet çekildi. “Ya katliam yapacaksınız ya da çıkacaksınız,” dendi. Bu durum birkaç gün sürdü. Ardından takviye kuvvetler ve emniyet geldi, toplu tutuklamalar başladı; fakat halkın direnci yine de kırılmadı. Her şehre taburlar ve askerler gönderildi. Kürt siyasetçiler, Arap aşiretlerinin üzerimize gelmesinden daha çok korkuyordu. Baas’ın böyle planları vardı, gücü yetmediğinde Arap aşiretlerine başvururdu. Kürtler bunu istemiyordu. Hükümete karşı haklarımızı savunmak istiyorduk; ama herhangi bir aşiretle karşı karşıya gelmek istemiyorduk.

“Arapların tümü Kürt düşmanı değil”

Bugün de benzer tehditlerden söz ediliyor. Kürtler Şam’la sorun yaşadığında Arap aşiretlerinden ve iç savaştan söz edilmeye başlanıyor. Bu risk hep var mıydı?

Aynı risk hâlâ var. Türk istihbaratı da dahil olmak üzere dünyanın bütün istihbaratları burada. Türk istihbaratı, defalarca Baasçıların bize karşı kullandığı yöntemleri kullandı. Aşiretler vardı; ama Kürtlerle savaşmaya hazır değillerdi. Gündemlerinde böyle bir şey de yoktu. Fakat onları da gördük. Bize silah gösteriyor ve tehditler savuruyorlar. Bu oyun yeni değil. Değişen bir şey yok.

Araplar ve Kürtler yola birlikte devam edebilecek mi?

Kürtlerle ilişki içinde olan çok sayıda Arap var. Fakat öncelikle Kürtlerin birbirleriyle ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor ki, Araplar üzerinde de etkileri olsun. Pek çok yerde Arapların bize ihtiyacı var. Yarın bir seçim olsa, birçok Arap gelip bizimle ittifak kurar. Sonuçta onlar da siyaset yapıyor. Bu işlerin çok bilgece yürütülmesi gerekiyor. Arapların tümü Kürt düşmanı değil. Demokrat Araplar, sosyalist Araplar var. Fakat şu an sesleri çıkmıyor. Başka kesimler de var ve onlar Kürtleri tanıyor. Ben Kürtlerin onlarla güçlü bir ilişki içinde olmasını isterim. Rojava’daki Kürtler için istediklerimiz hayal değil, biz de seçeneksiz değiliz. Fakat seçeneklerimiz dağınık bir hâlde duruyor. Sorun bu.

“Kürtler birbirlerinin gırtlağına sarılmamalı”

Sizin kuşağınızın 1960’lardan ve 1970’lerden itibaren yürüttüğü mücadelenin hedefinin ademimerkeziyetçi, Kürtlerin haklarının tanındığı, kimliklerini özgürce yaşayabildiği ve Kürtçe konuşabildiği demokratik bir Suriye olduğunu söylediniz. Son iki yılın ardından Kürtlerin bu hayali gerçekleşti mi?

Hayır, hayır, eldekiler de anayasal değil. Dile getiriyorlar ama tüm bunlar için çalışmak gerekiyor. Kürt halkının önünde çok büyük bir çaba duruyor. Söylediklerimden fazlası da başarılabilir. Büyük bir çaba ve emek gerekiyor. 

Pek çok Kürt, “Tam hayallerimize yaklaşırken tekrar kaybediyoruz” diyor. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni, Başur örneğini hatırlatıyorlar. Rojava da bir noktaya ulaştı, ardından tekrar geriledi. Kürtler ne zaman hayallerine kavuşacak?

Tüm Kürtlere soruyorum: Kürtlerin hiç devrimi oldu mu?

Kürtler devrimler yaptı, yapmadı mı?

Çıkan isyanlar aşiretvari hareketlerdi. Kürtlerin kendi çizdiği, “Şunu, şunu, şöyle yapalım” dediği bir program olmadı.

Ama Mahabad’da devrim yapıldı.

Mahabad’ın varlığı da Rusların varlığına bağlıydı. Ruslar çekilince, o da çöktü.

Peki sizce dünyada devletsiz en büyük halk neden Kürtler?

Nehri’den (Şeyh Ubeydullah, 1826-1883) bu yana dünya siyaseti Kürtleri desteklemedi. Kürtlerin devletsizliğinin bir nedeni bu. Ama doğrudan Kürtlerle ilgili nedenler de var. Kürtler güçlerini birleştiremedi, önlerine bir devrim hedefi koyamadı. O yüzden diyorum ki, Kürtler şu anda birbirlerinin gırtlağına sarılmamalı, yan yana durmalılar. Önlerine bir program koymalı ve Suriye’de nasıl ikinci kurucu unsur olabileceklerini tartışmalılar.

“Birliğimiz teşvik edilsin”

Suriye’de Kürt hareketine ve Özerk Yönetim’e muhalefet edenler çok mu?

Fazlalar ama onlar da aynı şeyi istiyorlar, fazlasını değil. Hepsi ademimerkeziyetçi bir yönetim istiyor.

Hepsi bunu istiyorsa hangi konuda anlaşamıyorlar? Küçük çıkarlar mı söz konusu?

Sorun Kürtler arası bir karışıklık değil. Başur (Irak Kürdistanı) ile Bakur (Türkiye Kürdistanı) arasında bir gerilim var. Bunun bizim üzerimizde de etkisi oluyor. Onların da (PKK ve KDP) bizim birliğimizi teşvik etmelerini istiyoruz. Son derece hassas bir aşamadan geçiyoruz.

Yani Bakur hareketi ve Başur anlaşırsa burada hiçbir sorun kalmaz mı?

Benim görüşüm bu yönde.

“Kürtlerin mirası, düşmanlarımız tarafından kandırılmak oldu”

Entegrasyon süreci devam ediyor. Halkın kaygıları neler? Siz ne düşünüyorsunuz, süreç nasıl ilerleyecek?

Biz Kürtlerin mirası, her daim düşmanlarımız tarafından kandırılmak oldu. Dostlarımız da bizi kandırdı… O yüzden halkta kaygılar var. Ben de onlara “Kaygıları bir kenara bırakın, çalışın,” diyorum. “Kendinizi destekleyin, başkaları bizim için ne yapacak diye dövünmeyin,” diyorum. Bunu başaramazsan seni evinden kovarlar. Hayatın kanunudur bu. Hep kendin olmalı, kendin çabalamalı, sana gülünmesine izin vermemelisin. Nerede olursan ol, asli işini bırakıp başka bir işin peşine düşersen insanlar sana güler. 

Yaşınız kaç?

72.

“Elimizde dört köy bile kalsa hiç umutsuz olmadık”

Bu 72 yılı on basamaklı bir merdiven gibi düşünelim. Rojavalı Kürtler bu 72 yılda kaç basamak çıktı, geriye kaç basamak kaldı?

Çok ilerledik. Ben çocuktum ve bir odaya geçip otururdum, kimse kendini Kürt milletinden görmezdi. Arada bir Mişoyê Bekebûr’un şarkısını koyar, Şeyh Said İsyanı’ndan söz eder, duygulanırdık. Onun dışında hiçbir şey yoktu. İşte o zamandan bu yana, sırf benim köyümden belki 400 öğretmen ve mühendis çıktı. Hepsi milliyetçi ve çalışıyor.

Qamişlo’da mı?

Hayır, Kobanî’nin güneyinden bir köy. Ben Kobanî’nin güneyinde anne karnına düşmüşüm, Serêkaniyê’de dünyaya gelmişim, iki annem var.

Geleceğe dair umudunuz var mı?

Elimizde dört köy bile kalsa hiç umutsuz olmadık. Biliyorum, şu anda durum kötü. Halkımızın yarısı göç etmek zorunda kaldı, bazıları başka yerlere gitti. Bunlar bizim için büyük yaralar. Fakat Rojava hiçbir zaman umutsuz olmadı. Ben de buna dâhilim.

Çeviri: İrfan Aktan