Kütahya’da doğan Ermeni müzikolog, besteci ve rahip Gomidas Vartabed’in (Soğomon Kevork Soğomonyan, 1869-1935) ilhamla örülü, kırılmalarla dolu yaşam öyküsü, Yolcu Tiyatro’nun sahneye taşıdığı oyunla 18 aylık aranın ardından 23 Ekim’de Alan Kadıköy’de yeniden seyirciyle buluştu. Salonun tamamen dolduğu gösteri, seyircilerin uzun süre ayakta alkışlarıyla sona erdi.
Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp yönettiği, Ersin Umut Güler’in süpervizörlüğünü ve yapımcılığını üstlendiği oyunda Gomidas’a Fehmi Karaarslan hayat veriyor.
1915’te Ermeni aydınlarıyla birlikte İstanbul’dan sürgün edilen Gomidas’ın hikâyesi, hayatının son 18 yılını Paris’te bir “akıl hastanesi”nde, sessizliğin kıyısında geçirdiği döneme uzanıyor. Yakın arkadaşının ona miras bıraktığı hayalî bir koyunun peşinden seslenen Gomidas, hafızanın dağılan parçaları, geçmişin hayaletleri ve kendi hayatının izleri arasında dolaşıyor. Oyun da seyirciyi zamanın birbirine karıştığı, gerçeklikle sanrının iç içe geçtiği bu yolculuğa davet ediyor.
Gomidas’ın sesine, 1929’dan bu yana çalışmalarını kesintisiz sürdüren Lusavoriç Korosu eşlik ediyor. Hagop Mamigonyan şefliğindeki koro, yalnızca şarkılarıyla değil, sahnede kurduğu manevi ve ritüelistik atmosferle oyunun anlatısına katılıyor ve Gomidas’ın müziğini, hafızasını ve 66 yıllık dünyasını yeniden görünür kılıyor.
Oyunun yeniden sahnelendiği ekim ayı ise Gomidas’ın öldüğü tarihe tekabül ediyor.
Gomidas’ın hayatını sahnede yeniden kurmanın anlamını, müziğinin bugün hâlâ taşıdığı gücü ve hikâyeyle kurdukları kişisel bağı, oyunun müzik direktörü ve Lusavoriç Korosu Şefi Hagop Mamigonyan ile Gomidas’a hayat veren oyuncu Fehmi Karaarslan’la konuştuk.

“Yok edilmiş bir masumiyetin sembolü”
Oyuncu Fehmi Karaarslan, bir buçuk yıllık aranın ardından yeniden Gomidas’ın hikâyesine dönmenin kendisi için hem bir hatırlama hem de yeniden yüzleşme anlamı taşıdığını söyledi. Gomidas’ın yaşamını, kaybolan masumiyetin simgesi olarak gördüğünü belirten Karaarslan, karakterini canlandırmak için yürüttüğü hazırlık sürecini ve karakterin dünyasını nasıl içselleştirdiğini şu sözlerle anlattı:
“Onun hayatını oynamak çok etkileyici. Gomidas bana, hissizleştirilmiş, yok edilmiş bir masumiyetin sembolü gibi geliyor. Bir çocuğun, masumiyetin yok oluşu gibi geliyor. Bu çok dokunaklı ve zaten onun hikâyesine çok üzülüyorum.
“Çalışmaya önce şarkılarıyla başladım. Evde devamlı onun müziklerini dinledim. O ezgiler zaten sizi onun dünyasına çekiyor. Çocukken annesini ve babasını kaybetmesi, bir yere bir türlü ait olamaması, bir yerde var olamaması, sürekli oradan oraya sürüklenmesi, tam oldu derken yeniden yıkılması ve bütün bu sürecin sonunda İstanbul’da başına gelenler… Bunların hepsi bir oyuncu olarak doğrudan empati uyandırıyor. Biraz da sanatçı olarak hepimizin yaşadığı bir süreci metafor olarak temsil ediyor. Mücadele ediyoruz, bir şeyler yapıyoruz ve bitiyor. Bir şeyler yapıyoruz, suya yazıyoruz. Gomidas da suya yazılmış bir hayat gibi geliyor bana. Sonra buharlaşıp gidiyor. Gerçek miydi, var mıydı, yok muydu, bunlar oldu mu, ben var mıyım, yok muyum? Bunlar gerçek mi? Beni de bir sürü soruyla baş başa bırakıyor. Muhtemelen o da hayatının son yıllarını bu sorularla geçirdi.”
“Koro sayesinde yalnız hissetmiyorum”
Oyuncu, Lusavoriç Korosu’nun oyundaki yeri ve önemini ise şöyle anlattı:
“Koronun varlığı çok önemli. Orada bir ayinsel bütünlük, bir ritüel oluşuyor. Koronun canlı olarak, tinsel anlamda orada bulunması bana bir oyuncu olarak güç veriyor. Bir taraftan sahnede yalnız hissetmiyorum, diğer taraftan Gomidas’ın şarkılarını da bir koro yönetiyor. Sonuçta Gomidas, İstanbul’da 300 kişilik Kusan Korosu’nu yönetiyordu. Bunu da sembolik olarak sahneye yansıtmış oluyoruz. Ben sahnede, hayal dünyasında, geçmişe dönük olarak Gomidas’ın korolarının dönem dönem oyuna girip çıktığını, hayallerine girip çıktığını düşünüyorum. Bu, dramaturjik anlamda da oyuna hizmet ediyor. Devamlılık ve ritim sağlıyor.”
Karaarslan, Gomidas’la kurduğu kişisel bağı, karakterin zihinsel dünyasını sahneye taşıma biçimini ve böylesine köklü bir miras bırakmış tarihsel bir figürü canlandırmanın zorluklarını da şöyle aktardı:
“Gomidas’ı oynarken bunu bir ‘deli’yi oynamak gibi düşünmemeye çalışıyorum. Onun kendi gerçekliği içinde, kayboluşu sırasında verdiği mücadeleyi anlatmaya çalışıyorum. Son 18 yılını Paris’te bir akıl hastanesinde geçirdi. Belki ağaçlara bakarak, sessizliğin içinde kendi kendine var oluyordu. Böyle bir figürü oynamak bir oyuncu için büyük bir şans. Çok katmanlı bir rol; ama rolün içine girip kaybolmak da mümkün. Deliliğin içerisinde kaybolup seyirciyi de kaybedebilirsiniz. Onları oyunun içinde tutmak gerekiyor.
“Ben iyi ya da kötü, her oynadığım karakteri sevmeye çalışırım. O karakterle kurduğum empatiyi seyirciye ulaştırmayı hedeflerim. Gomidas üzerinden bunu kurabildiysek ne mutlu bana. Ki mesele sadece Gomidas’ı sevmek ve anlamak da değil. Şiirsel bir metin, bir olay örgüsü var; ama aynı zamanda kopuşlar, aklın gidip gelmeleri ve zaman atlamaları da var. Dramaturjisi çok iyi kurulmuş; fakat çok zor bir metin. Gomidas’ın ruhunun ötesinde, tiyatro sanatı açısından da çok önemli bir metin. Umarım daha fazla insana da ulaşır. Oyunun, daha önce izleme fırsatı bulamayan seyirciler için bundan sonra iki ayda bir sahnelenmesi de gündemde.”

“Ermeni ulusu için çok kıymetli bir figür”
Yolcu Tiyatro’nun oyunu sahneleyerek unutulmayacak bir işe imza attığını söyleyen Lusavoriç Korosu Şefi Hagop Mamigonyan ise hâlihazırda Gomidas’la aynı okulda öğretmenlik yaptığını ve o dönem onun kullandığı piyanoyu kullanma şansına eriştiğini söyledi.
Mamigonyan, oyunun kendisi ve Ermeni toplumu açısından önemini şöyle ifade etti:
“Gomidas Ermeni toplumu için, hatta tüm Ermeni ulusu için çok kıymetli bir figür. Yaşadıklarıyla, başından geçenlerle bambaşka bir hikâyesi var. Benim için de çok özel bir yeri var. Onun öğretmenlik yaptığı okulda şimdi ben öğretmenlik yapıyorum. Kullandığı piyanoyu, çeşitli revizyonlardan geçtikten sonra hâlâ kullanabiliyoruz. Gomidas 1869 doğumlu, ben 1969 doğumluyum. Aramızdaki 100 yıla rağmen onun yolundan yürümeye çalışıyoruz. Onun gibi olmak mümkün değil; ama ondan ilham alarak yola devam ediyoruz. Öğrencilerimize de hep bunu anlatmaya çalışıyoruz. Dini ve din dışı müzik alanındaki eserleri, Ermeni ulusunun konser repertuvarlarında sürekli yer alıyor.”
Oyuna ilişkin düşüncelerini de paylaşan Mamigonyan, Fehmi Karaarslan’ın performansına dikkat çekerek, “Oyuncumuz Fehmi bambaşka bir karakter. Yaklaşık bir buçuk saat içinde çeşitli ruh hâllerine giriyor ve seyirciyi de o ruh hâlleri arasında dolaştırıyor. Her seferinde aynı duyguyu seyirciye geçirebiliyor. Biz bunu perde arkasından çok net hissediyoruz,” dedi.
Oyunun metnini ve sahneye aktarılmasını da değerlendiren Mamigonyan, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Oyunun senaryosu muhteşem, geçişler ustalıkla dolu. Yolcu Tiyatro, oyunu bu şekilde sahneleyerek bence unutulmayacak bir işe imza attı. Hem bizim hem de gelen seyircilerin hafızasında kalacak bir oyun bu. Şu ana dek hiçbir şekilde olumsuz bir durumla karşılaşmadık. Bu da bizi geleceğe yönelik sürekli yüreklendirdi.”


