LGBTİ+’ları ve derneklerini de kapsayan 12 Eylül tarihli “Ailem Güvende” operasyonunun ardından aralarında gazeteciler, basın kuruluşları ve avukatların da bulunduğu en az 55 X hesabına Türkiye’den erişim engellendi.
Hesapların bir bölümünün fon krizi, Narin Güran cinayeti ve Furkan Hareketi hakkında yapılan paylaşımlar nedeniyle X tarafından Türkiye’den görünmez kılındığı belirtilirken, erişim engellerine gerekçe olarak “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gösterildi.
Erişim engellerini ve günbegün artan sansürü ulusal ve uluslararası alanda uzun yıllardır bu konuda çalışan gazeteci ve araştırmacı Ali Safa Korkut ile konuştuk.
“Hazirandan beri çok yoğun bir sansürle karşı karşıyayız”
Öncelikle genel bir çerçeve çizmek istersek: X’te neler oluyor?
Aslında X’teki erişim engeli yeni bir uygulama değil. 2022’den itibaren, kullanıcıların kimliğinden bağımsız olarak aktif şekilde uygulanıyor. Ama özellikle haziran ayının son haftasında, LGBTİ+ Onur Haftası’yla birlikte bu uygulama çok daha yoğunlaştı.
Neden?
Onur Haftası’nı siz de takip ettiniz. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun, aktivistin, gazetecinin, siyasetçinin, gençlik örgütünün X hesaplarına erişim engeli getirildi. Bir haftalık bir süreçten bahsediyoruz. Tam durdu derken, bu kez Ankara’daki NATO zirvesine yönelik protestolarla ilgili yine gazetelerin, gazetecilerin, aktivistlerin sosyal medya hesapları engellendi. O süreçte, tuttuğum verilere göre toplam 659 URL erişime engellendi ve bunların 454’ü sosyal medya hesabıydı. Bu hesaplar içinde 41 yayıncıya ait toplam 50 hesap ve alan adı vardı. Yalnızca gazeteci olanlardan bahsediyorum.
12 Eylül’de “Ailem Güvende” operasyonları başladı. Çok katı bir şekilde, çok sayıda insanın sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Engellenen toplam 423 bağlantı oldu ve bunların 406’sı sosyal medya hesabıydı. Yine gazetecilere yoğun bir baskı olduğunu görüyoruz. Operasyon kapsamında 10 gazete veya gazeteciye ait toplam 32 sosyal medya hesabı erişime engellendi. 16 Eylül gibi bu da dindi derken yeni bir dalga başladı. Devam eden fon tartışmalarıyla ilgili haber ve paylaşım yapan kullanıcılar, yine gazeteci, siyasetçi ve farklı kimliklerden insanların hesapları kapatıldı. Buna eşlik eden, Furkan Vakfı’na yönelik operasyonları protesto eden sosyal medya kullanıcılarının hesapları da engellendi. Buna son günlerde Narin Güran davasıyla ilgili paylaşımlar da eklendi. Özetle, haziran ayının son haftasından beri çok yoğun bir erişim engeli dalgasıyla karşı karşıyayız. Belli ki duracak gibi de görünmüyor. Her geçen gün yeni erişim engelleriyle uyanıyoruz.
Sansür mekanizması nasıl işliyor? BTK bir erişim engeli kararı aldırıyor ve X bunu uygulamak zorunda değil mi? X burada nasıl bir işleve sahip?
Evet, bir-bir buçuk aya kadar bunu BTK yapıyordu. Bu yetkiler, torba yasada yapılan düzenlemelerle Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Süreç büyük ihtimalle böyle işliyor: Sulh Ceza Hâkimlikleri veya Cumhuriyet Başsavcılıkları bir erişim engeli listesi oluşturuyor. Belirli hesapların, paylaşımların erişiminin engellenmesini talep ediyorlar. Bu talepler hâkimlik tarafından onaylanınca yetkililere, Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne veya çeşitli kurumlara iletiliyor. Onlar da bu kararları X ile paylaşıyor. X de bunlara hiç muhalefet etmiyor, ki engellemeye dünden razı. Tabii bu Elon Musk’ın sadece Türkiye’ye uyguladığı bir politika değil. Dünyanın baskıcı rejimlerin egemen olduğu pek çok ülkesinde bunu sorgulamadan uyguluyor.
“Elon Musk sadece bir iş insanı değil”
X’in tarihine, eski Twitter’a, baktığımızda Arap Baharı’nı örgütleyen bir platform olduğunu görüyoruz ve küresel dünyada pek çok protesto hareketine de aslında kan verdi diyebiliriz. Geldiğimiz noktada sağ popülist siyasetçilerin X’e, Elon Musk’a teşekkür etmesini nasıl değerlendiriyorsun?
Elon Musk sadece bir sosyal medya platformunun sahibi değil. Son tahlilde çeşitli yatırımları olan, pek çok devlet başkanıyla birebir görüşmeler yapabilecek güce sahip bir iş insanı. Kendine artı yazdırabilecek ikili siyasi ilişkilerde, güç ilişkilerinde, çıkarını gördüğü her alanda bunu, kime zarar verip vermeyeceğinden bağımsız olarak direkt uyguluyor.
Netice itibarıyla, Elon Musk’ın platformu ve benzer sosyal medya platformları buna göre hareket ediyor. Hükümet politikalarıyla ya da gündem olan, hükümete zarar verecek konularla ilgili paylaşımlar yapan sosyal medya hesaplarına da talep üzerine direkt erişim engeli getirebiliyor. Bunu zaten yasal olarak da uygulamak zorunda açıkçası. Uygulamazsa önce bir para cezası, sonra bant daraltma geliyor ve site erişime engellenmiş gibi oluyor, kimse giremiyor. Meta da bundan farklı değil; ama Meta bazen esneklik gösterebiliyor. Para cezalarını ödemeyi göze alabiliyor ya da engellemelerde seçici davranıyor, birçok hesabı engelliyor, bazılarını engellemiyor. YouTube’da da durum aynı. Tamamen bir çıkar ilişkisi söz konusu.
Sen uzun yıllardır erişim engelleri kararlarını ve ifade özgürlüğü alanını takip ediyorsun. Son sansür dalgasını farklı bir şekilde değerlendiriyor musun?
Dürüst olmak gerekirse, evet. Dediğim gibi bu yeni bir mesele değil. 2022’den, 2023’ten beri çok sayıda insanın sosyal medya hesapları, paylaşımları, internet siteleri, alan adları erişime engelleniyor. Aslında o zaman biraz daha fazla sesimizi yükseltmeliydik diye düşünüyorum. Şu an verdiğimiz tepkiyi o zaman verseydik belki bu noktaya gelmezdi. Kesinlikle çözüm olurdu diyemiyorum; ama en azından bu sansürü daha erken hem kendi gündemimize hem dünya gündemine soksaydık belki iş bu noktaya gelmezdi. Özellikle son bir yılda çok daha ileri seviyelere vardı. Kesinlikle müsamaha gösterilmeden, verilen kararlar sorgulanmadan X, Meta, Google bu kararları uyguluyor. Ama ben bunun özellikle “Basını, gazetecileri susturalım” denerek yapılan bir müdahale olduğunu düşünmüyorum. Yıllardır erişim engeli kararlarını takip ediyorum, yüzlerce, binlerce karar inceledim. Bu dönemde de aynı örüntüyü gördüğümü söyleyebilirim.
Aratılan kelimeler
Nedir bu örüntü?
Fon konusu, “Ailem Güvende” meselesi, LGBTİ+ veya çeşitli politik konularla ilgili tartışmaların merkezinde yer alan belirli kelimeler var doğal olarak. Onur Haftası örneğini vereyim. Sistem şöyle işliyor: Özellikle X’te, çünkü neredeyse Türkiye’nin en popüler platformu, belirli kelimeler aratılıyor. “LGBTİ+”, “LGBT” ya da “LGBTİ”, bunların hepsini deniyorlar. Burada görevlendirilen kişiler, bu kararı kim veriyorsa, X’te bu kelimeleri arıyor. Tabii haber değeri ve kamu yararı taşıdığı için, bu konularla ilgili en çok paylaşım yapanlar da gazeteler ve gazeteciler oluyor. Netice itibarıyla bu aramayı yapan, engellemek üzere bu konularda paylaşım yapanları araştıran kişi, arama sonucunda karşısında ilk olarak gazetelerin ve gazetecilerin paylaşımlarını görüyor. Doğal olarak da listeye en çok gazeteler, gazeteciler ya da haber hesapları, konsept hesaplar giriyor. Hâl böyle olunca biz daha çok bu gazetecilerin ve gazetelerin sosyal medya hesaplarının engellendiğini görüyoruz.
Fakat engellenenlerin sadece gazeteciler ve gazetelerle sınırlı olmadığını söyleyebilirim. Şu ana dek 838 küsur hesap için erişim engeli kararı verildiğini tespit ettim. Bunlar arasında gazeteciler ve gazetelerden çok “sıradan yurttaşlar” da var. Sıfır takipçili hesaplar var mesela, bir takipçili hesaplar var, attığı tweet sayısı 5-10’la sınırlı olan hesaplar var, sadece bu gündemle ilgili paylaşım yapmak üzere açılmış olan hesaplar var. Yani burada demek istediğim şu: Belirli konular üzerinde paylaşım yapanları direkt engelliyorlar.
“Büyük bir kıyım”
Bahsettiklerin biraz Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 2020’de iptal ettiği “sanal devriye” yöntemine benziyor. Kürt basınında yıllardır bu sansürle karşılaşıyoruz, iki günde bir bile hesaplarına erişim engeli geldiğini görmüştük ama son dalgada bakıyoruz ki Evrensel Gazetesi’ne de erişim engeli bildirildi, Kısa Dalga’ya da erişim engeli geldi. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından bunu nasıl değerlendirebiliriz?
Aslında evet, sanal devriye faaliyeti tüm hızıyla sürüyor. Mesela bu yıl sadece il emniyet müdürlüklerinin veya jandarmanın siber suçlarla mücadele şube müdürlükleri tarafından verilmiş erişim engeli kararlarında engellenen sosyal medya hesabı ve alan adı sayısı 4 bin 333. Bu 2024’te 34 bin 833’tü. Orada daha aktif bir çalışma görüyoruz; ama 2024’teki verilerde büyük oranda yasa dışı bahis siteleri yer alıyordu.
Soruna gelecek olursak: İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü paylaşımları bakımından değerlendirdiğimizde, burada çok büyük bir kıyım yapıldığını söyleyebilirim. Bugün regülasyonlarla zapt edilen sosyal medyanın bu gibi erişim engeli kararlarıyla kontrol altına alındığını söylemek gerekiyor. Bu da tabii ki artık muhalefet eden insanların paylaşımlarından öte, daha çok iktidara yakınlığıyla bilinen kişilerin, gazetecilerin, siyasetçilerin, kullanıcıların paylaşımlarına daha geniş alan açan bir sosyal medya görmemize neden oluyor.
Bugün bu erişim engeli kararlarından kaçmanın, kurtulmanın, buna uğramamanın tek bir yolu var. Ki bu kararlarla verilen mesaj da bu: Susun, paylaşmayın, bunları görmezden gelin. Bu da ne mesleğe sığar ne de bir noktada insan vicdanına. O yüzden iki ucunda da sıkıntılar yaşayabileceğimiz bir durum söz konusu.
Bir insanın gözaltına alınması, tutuklanması kadar, özellikle gazeteciler özelinde, etkili ve tehlikeli bir uygulama bu.
Çünkü işinizi yapamamış oluyorsunuz bir noktada. İşiniz haber vermek, kamu yararı taşıyan, haber değeri taşıyan paylaşımları yapmak, bunları dillendirmek. Ama bunu yaparsanız sosyal medya hesaplarınızdan bir gecede, bir saat içinde mahrum kalabilirsiniz.
Özellikle popüler olmayan, serbest çalışan, işsiz gazeteciler için gerçekten çok büyük bir yaptırım bu. Bir noktada yetkililerin bunu da keşfettiği için erişim engeli uygulamasına ağırlık verdiklerini düşünüyorum. Çünkü bugün bir gazeteci için en önemli şeylerden biri tabii ki görünür olmak. Ama erişim engeli kararlarıyla birlikte iktidar kanadının destekçileri, temsilcileri arasında hem çok büyük bir yankı odası oluşuyor hem de onlar için daha “temiz” bir sosyal medya ortamı yaratılıyor. Tablo, hiç iç açıcı değil.
Yeniden Bluesky’a göç
Dediğin gibi aslında X’te uzun süredir daha çok sağcı; örneğin Kürt düşmanı, transfobik hesapların baskın olduğunu görüyoruz. Sence neden X’te kalmaya devam ediyoruz?
Çok güzel bir soru ve benim de değinmek istediğim konulardan biri. Buna dair farklı çözüm önerileri dönem dönem sunuluyor, özellikle X’in de erişim engellerinin arkasında durduğu bu dönemde. Şu an tekrar yavaş yavaş Bluesky’a geçildiğini görüyorum. Kesinlikle çok iyi niyetli bir çaba bu, ama şunu da hatırlamamız gerekiyor: Böyle bir göç geçen sene de yaşandı ve çok kısa sürede Bluesky hesapları için de erişim engeli kararı verilmeye başlandı. İlk günlerde 40’tan fazla Bluesky hesabına erişim engeli getirildi. İnsanların orayı tercih etmesinin başlıca nedenlerinden biri Bluesky’ın daha özgürlükçü, ifade özgürlüğünden yana bir tavır aldığını düşünmeleriydi; ama bunun öyle olmadığını gördük. Bugün yeniden Bluesky’e göç ediliyor; ama ben geçmiş gözlemlerime dayanarak erişim engeli dalgasının orada da süreceğini söyleyebilirim.
Bunun dışında VPN çözümü öneriliyor. Türkiye’de hâlihazırda VPN servislerinin indirme sayfası bile engelli.
X’te kalmakta ısrar etmemizin en önemli nedenlerinden biri, gerçek anlamda bir alternatifimizin olmaması. Kalma nedenlerimizden bir diğeri de, popüler gazetelerin ve gazetecilerin buradan gelir elde ediyor olması. Sitelerine aldıkları ziyaretçilerin, yayınlarına çektikleri izleyicilerin çok büyük bir kısmını X’teki paylaşımlarından elde etmeleri. Yani X’te gerçekten belirli bir güç elde etmiş durumdalar ve haklı olarak bundan vazgeçmek istemiyorlar. Ve yaptığımız haberlerde gerçekten bir ihlâlden, bir haksızlıktan, bir usulsüzlükten bahsediyorsak, bunun daha fazla insan tarafından görünmesini isteriz tabii ki.
“Bluesky’a geçişin uzun vadeli olacağını düşünmüyorum”
Bluesky genişleyecek, büyüyecek bir platform mu?
Böyle düşünmüyorum açıkçası. 2025’teki göçte aktif olarak her gün Bluesky’a gelen, tüm dünya çapında hem Türkiye çapında yeni kayıt olan kullanıcıların verisini de takip ediyordum. O dönem evet, Türkiye’den göç dünya genelinden çok daha baskındı. Ama orada şöyle bir şey var: Özellikle Amerika’da daha fazla kullanılan bir platform Bluesky ve orada X’ten kaçış, bizim Türkiye’de maruz kaldığımız gibi bir erişim engeli yaptırımı sonrası gerçekleşen bir göç değil. Günlük kullanımda oranın değerlendirilmesi açısından veya X’in algoritmasının çok adil olmadığını düşünen insanların bu zihniyetle hareket etmesi sonucunda oraya yaptıkları bir göç var. Ben bunu daha sağlıklı buluyorum.
Bizimkisi ise bir tepki. Güncel olarak maruz kaldığımız, basın ve ifade özgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne aykırı bir yaptırım sebebiyle duygusal davranıyoruz. Bu nedenle de bu geçişin uzun vadeli olacağını düşünmüyorum. Bir süre sonra, en azından X’teki erişim engeli biraz hafifleyince, kullanıcıların tekrar X’e döneceğini düşünüyorum. Türkiye’de Bluesky’ın en azından kısa vadede de, orta vadede de, tamamen yöneldiğimiz sağlıklı bir platform olacağını düşünmüyorum.
Peki devletler sosyal medya platformlarındaki protesto nüvesini fark ederek mi sence böyle bir dizayn oluşturmaya başladılar? Biraz önce bahsettik, Arap Baharı ile başlayan ve aslında bütün dünyaya etki ettiğini gördüğümüz bir protesto dalgası oldu, Türkiye’de Gezi’yi yaşadık. Bunları nasıl değerlendiriyorsun?
Sosyal medya bugün, insanların gündemi takip ettiği veya maruz kaldığı ya da başkalarının maruz kaldığı haksızlıklara, usulsüzlüklere tepki vermek için ilk tercih ettiği yer. Çünkü hem daha konforlu hem etki alanı daha büyük. Ve sokakta –en azından mesela Rusya, Çin, İran gibi ülkelerde– tepki vermek başlarına çok daha büyük sorunlar açacağı için insanlar sosyal medyada kalmayı tercih ediyorlar. Hâl böyle olunca iktidarlar da bundan memnun. En azından Çin’de, Rusya’da ve Hindistan’da çok büyük bir internet sansürü var. Kontrolü çok mümkün çünkü. Bir erişim engeli kararıyla veya Çin’deki gibi çok katı bir güvenlik duvarıyla kullanıcılar sosyal medyaya hapsedilebilir ve daha kontrol edilebilir bir hâle geliyor.
Türkiye’de de, bu baskının yüksek olduğu başka ülkelerde de, sokağa dökülecek, sokakta devam edebilecek bir protesto oluşmasına el veren bir sosyal medya anlayışı şu aşamada ne yazık ki çok mümkün değil. Bugün Rusya’da, kendi yerel sosyal medya uygulamaları VK (VKontakte) dışında VPN kullanmadan erişilebilen ve Rusların da erişmeyi tercih etmediği sınırlı sayıda sosyal medya hesabı var. Çin’de geçtiğimiz hafta mesela, VPN ile yurt dışı sitelerine bağlandığı tespit edilen iki öğrenci gözaltına alındı. Bugün baktığımızda sosyal medyada hükümetlerin kontrol gücü çok etkili bir şekilde çalışıyor.
Hukuki itiraz süreçleri
Basın ve sivil toplum ayağını ayırdın ama şunu merak ediyorum: Özellikle gazetecilerin ve basın kuruluşlarının maruz kaldığı sansürle ilgili hukuki olarak açılabilecek bir gedik var mı? Ne yapılabilir ve basın meslek örgütlerine burada düşen görev, rol nedir?
Bunun hukuki durumunu anlatmaktan ziyade, en ufak bir ışık sızmasının dahi sığacağı bir deliğin olmadığını şu örnekle ifade edeyim. Bir-bir buçuk seneye kadar sosyal medya hesabınız hakkında bir erişim engeli kararı verilince, bu kararı X’e gönderen Erişim Sağlayıcıları Birliği, kararı size de direkt mail olarak gönderiyordu. Sonra bunu X de size gönderiyordu. Ama bir buçuk yıldır bu, yalnızca X tarafından gönderilen ve sadece kararın yer aldığı bir mail olarak paylaşılmaya başlandı. Bir süre sonra X, bahsettiği erişim engeli kararını bildirdiği mailde kararın kopyasını iletmeyi bıraktı ve sadece hesabınızın hangi hâkimlik tarafından engellendiğini bildiren bir mail iletmeye başladı. Ancak son birkaç aydır görüyoruz ki bundan da vazgeçti. Sadece “Hesabınıza erişim engeli kararı verildiğine dair yerel kaynaklardan bir talep aldık, bunu sizinle paylaşıyoruz, isterseniz kaldırabilirsiniz, kaldırmayabilirsiniz ama bunun muhtemel sonuçlarıyla yüz yüze kalırsınız,” diyen kısa bir bildirim atıyor.
Hâl böyle olunca, erişime engellenen kişiler de, ellerinde karar olmadığı için itiraz edemiyorlar. Bir haftalık itiraz hakkınızı kaçırdığınız zaman artık hesabınızı yeniden erişim engelinden çıkarmak için hiçbir hukuki hakkınız kalmıyor. Bu kararı almak için de bayağı bir uğraşmanız lazım. X’e üst üste mail atacaksınız, ki geri dönüş alabilme ihtimaliniz de çok yüksek değil. X’in sizin kimliğinize de dikkat ettiğini düşünüyorum. Erişime engellenen kişi kim, popüler bir gazeteci mi, siyasetçi mi, oyuncu mu ya da bilinen bir figür mü? Bunlardan biri değilseniz bu karara ulaşma ihtimaliniz çok güç. Hadi bir şekilde karara ulaşıp itiraz başvurusu yaptığınızı düşünelim. Bunca yıldır erişim engeli kararlarını takip ediyorum. Şu ana dek hesabı engellendikten sonra itiraz başvurusu üzerine hesabı açılan, en azından şimdilik, sadece gazetecileri gördüm. Biri Diren Yurtsever, ki erişim engeli itiraz üzerine kaldırıldıktan sonra tekrar hesabı engellendi. Biri Ruşen Takva, onun da itiraz üzerine engeli kaldırıldı; fakat tekrar engellendi. Biri de yine Van yerelinde yayın yapan gazeteci Kadir Cesur, onun da itiraz üzerine engeli kaldırıldı.
Hesabınıza yaptığınız itiraz başvurusunun reddedildiğini ve bu durumu AYM’ye taşıdığınızı düşünelim. AYM bununla ilgili son pilot kararını 2022’nin sanırım kasım ayında verdi, yani yıllar önceki itiraz başvurularını da biriktirip verdiği toplu bir karar. En iyi ihtimalle, AYM’ye taşıdığınız karar da muhtemelen bir yıl içinde sonuçlanacak. Hesabı engellenen insan, tabii ki tarihe not düşmek adına, bir kayıt tutmak adına tüm itiraz başvurularını yapmalı ama hesabının açılacağına dair bir ümit beslememeli.
Sansürü aşma yöntemleri
Peki nasıl bir sosyal medya kullanımı öneriyorsun? Paylaşımlarımızda artık bir tür Ali Cengiz oyunu yapmak ya da otosansüre başvurmak mı gerekiyor?
Evet; ama bu herkes için geçerli değil. Senin de dediğin gibi biraz Ali Cengiz oyunlarıyla bunlardan kaçabiliriz. Ama popüler bir gazeteciyseniz, popüler bir figürseniz hesabınız kilitli olsa bile bundan kaçamazsınız. Sizi engellemek istedilerse zaten buna çok da dayanak aramıyorlar.
Ancak bu gruplarda yer almıyorsanız yapabileceğiniz bazı şeyler var. Mesela kelimeleri yazarken benzer harfler kullanmak. Ben buna “Beşiktaş” örneğini veriyorum. Kendinize otosansür uygulamak istemiyor; ama erişime engellenmek de istemiyorsanız, mesela “Beşiktaş”ı şöyle yazabilirsiniz: B harfini, Almanca’da çift S olarak kullanılan ve B harfine çok benzeyen bir harf var (ß), onunla değiştirebilirsiniz. E harfini euro simgesiyle (€) yapabilirsiniz. Ş harfini dolar işaretiyle ($) yapabilirsiniz. “Beşiktaş”ın içindeki İ’yi ünlem işareti (!) olarak yapabilirsiniz. Tabii ki kelimedeki tüm harflere bunu uygulamak gerekmez, bir ikisini yapsanız da takipten kaçabilirsiniz. Veya sosyal medya hesabınızı kilitleyebilirsiniz; ama dediğim gibi popüler bir figürseniz bunlar fayda etmez. Ya da son tahlilde artık hiç paylaşım yapmayacaksınız. Düşüncelerinizi ya arkadaş ortamında ya da kapalı mesajlaşma uygulamalarında paylaşacaksınız.
“Kontrollü bir inceleme yok”
Türkiye veya dünya örneğinde çalışırken gözüne çarpan, ilginç bir detay var mı?
“Ailem Güvende” operasyonları kapsamında verilen erişim engeli kararlarını incelerken şimdiki engellerde denk geldiğim bir örüntüyü de gördüm. Dediğim gibi bazı kelimeler, kelime grupları var. Bu operasyon kapsamında aramaya “LGBT”, “LGBTİ”, “LGBTİ+” yazılmış. Erişime engellenen hesaplardan biri Brezilya’nın Goiás eyaletinde milletvekili adayı olan, dolayısıyla Türkiye’yle bir alakası olmayan LGBTİ+ aktivisti Fabrizio Rosa’ydı. Ugandalı, LGBTİ+ hakları üzerine çalışan bir sivil toplum kuruluşunun genel direktörlüğünü yapan Frank Mugisha isimli bir aktivistin sosyal medya hesabı için de erişim engeli kararı verilmiş. Mugisha’yla iletişim kurdum ve “Türkiye’yle daha önce bir bağınız var mıydı? Buradaki LGBTİ+ aktivistleriyle görünür olduğunuz bir sosyal medya çalışması ya da fiziksel bir buluşma yaşadınız mı?,” diye sordum. Bana “Ne Türkiye’ye geldim ne Türkçe tweet attım ne de oradaki LGBTİ+’larla bir bağlantım var. Kararı görünce şok oldum. Orada yaşamayan bir insanın dahi hesabı engellenebiliyorsa, oradaki LGBTİ+’ların ve aktivistlerin başına gelenler için çok endişeli ve kaygılıyım,” dedi.
Bu örnekleri farklı yerlerde de gördük. İki sene önce bir erişim engeli kararında Endonezyalı bir mobil operatörün internet sitesinde yer alan bir içerik hakkında erişim engeli kararı verilmişti. Yani burada çok da kontrollü bir inceleme yok, çok absürt durumlar da yaşanıyor.
Son olarak, eklemek istediğin ya da özellikle vurgulamak istediğin bir şey var mı?
Programın başında da söylediğim gibi erişim engeli uygulaması yıllardır var. Sadece son bir yılda, özellikle son bir ayda çok daha agresif bir şekilde yapılmaya başlandı.
Her zaman sonuç alamayabiliriz. Ancak buna tepki göstermek istiyorsak, erişim engeli mağdurlarının kim olduğundan ya da ne kadar tanındığından bağımsız olarak tüm kullanıcılar için aynı tepkiyi göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Böylece daha örgütlü, kapsayıcı ve dayanışmacı bir politika izleyebiliriz. Tüm erişim engellerini ve mağduriyetleri mümkün olduğunca gündeme getirmek, en azından bu alandaki herkes açısından daha görünür ve güçlü bir tepki ortaya koyacaktır.


