Ahmed el-Şara’nın cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasıyla birlikte Suriye’de yalnızca iktidar değişmedi, ülkenin siyasal yapısı ve güç dengeleri de yeniden tartışmaya açıldı. Esasen Baas rejiminin sona ermesinin ardından şekillenmeye başlayan yeni düzende, yıllardır kendi kurumlarını ve askerî gücünü oluşturan Suriyeli Kürtlerin bu yapının neresinde yer alacağı ise en kritik başlıklardan biri.
Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bağımsız askerî güç olarak varlığını sona erdirerek devlet kurumlarına entegrasyonunu tamamlaması, Kürtler açısından yeni bir dönemin kapısını araladı.
Spot Basın Kooperatifi ve Amargi’den İrfan Aktan’a konuşan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, süreç vasıtasıyla Kürtlerin ilk kez kendi kimlikleriyle Suriye devletinin inşasında yer aldığını söyledi.
Şam’la entegrasyonun geleceğini, Kürtlerin yeni anayasadan beklentilerini ve Türkiye’yle ilişkilerin seyrini anlatan Abdi, “her şeyin eskisi gibi olmadığını” ancak “her şeyin de ellerinden gitmediğini” vurguladı.
Dört parçadaki bütün Kürtlerin yüzü size dönük, burayı ilgiyle takip ediyorlar. Kürtler için büyük bir umut oldunuz, son iki yılda da başka bir deneyim yaşadınız. Baas düştü, rejim değişti, Rojava’da dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Burada bir barış süreci devam ediyor, gerçekten de barışı tesis etmek savaşmaktan daha mı zor?
Kesinlikle daha zor. Savaştık, şimdi barış sürecini yürütüyoruz. Daha zor, çünkü birçok kesim barış istemiyor. Savaştan faydalanan birçok kesim var. Ortadoğu’da birçok farklı aktör söz konusu. Barış için mücadele, sabır ve yoğun bir çalışma gerekiyor.
Barışı istemeyenler kim?
Savaştan faydalananlar.
Diğer devletler mi yoksa içeriden güçler mi?
İkisinden de bahsedebiliriz. Diğer ülkelerden de bunu istemeyenler var. Ortadoğu’da da, Suriye içerisinde de barıştan rahatsız olanlar var. Bunu görüyoruz. Devlet tarafında da bunu istemeyenler var, savaşmak istiyorlar. Kürtler arasında da savaşın devamını isteyenler var; çoğunluğu Suriye’de değil, başka yerlerde olanlar. Savaş üzerinden siyaset yürütüyorlar ve bu yöntemle sürecin tamamlanmasını istemiyorlar.
“Yeni bir Suriye kuruluyor”
Şöyle bir yorum var: “Birçok imkânımız vardı ama bütün bu imkânlar elimizden kayıp gitti. Kürtlerin elinde bu imkânlardan geriye hiçbir şey kalmadı.” Bu yorum hakkında ne söylemek istersiniz, ifadeler doğru mu? Elinizde ne kaldı?
Evet, bir değişimin yaşandığı doğru. Son 15 yılda burada özel bir durum yaşadık. Bu özel durum Suriye’nin ve Ortadoğu’nun tamamında yaşandı. IŞİD savaşı vardı. Uluslararası ve yerel güçler buradaydı. Suriye uluslararası bir devlet olarak kabul edilmiyordu. Bu bölgede özel bir durum geliştirdik. Siyasi gelişmeler bunu gerektirdi. Ama son zamanlarda bazı değişimler yaşandı. Suriye rejimi değişti, yeni bir Suriye kuruluyor. Uluslararası toplum mevcut Suriye yönetiminin başarılı olmasını istiyor. Bütün dünya Suriye’nin bütünlüğünden yana, bölünmüş bir Suriye istemiyor. Biz de bu bütünün bir parçasıyız. Özerk Yönetimimiz vardı. Suriye’nin inşası konusunda tüm bileşenlerin, tüm Suriye halklarının önünde yeni bir süreç var. Biz Kürtler olarak bu sürecin bir parçasıyız ve 15 yıllık sürecin ardından neresinde yer alacağımızı konuşuyoruz. Elbette eskiden kazandığımız birçok imkân ve sahip olduğumuz özel bir durum vardı; ama bunlar şu anda yok.
“Her şey elimizden gitmedi, her şey eskisi gibi deği”
Nedir onlar?
Eskiden tüm konularda biz karar merciindeydik. Çünkü özel bir durum vardı. IŞİD’e karşı savaş sürüyordu, uluslararası koalisyon güçleri buradaydı. Başka ülkelerle temasımız vardı; hem bölgedeki hem de diğer ülkelerdeki temaslarımızda ve ekonomik konularda bağımsız hareket ediyorduk. Bundan ne kadar faydalandığımız ve bunu ne kadar kullandığımız başka bir konudur. Elbette bu konularda da birçok eleştiri alıyoruz ve eleştirileri anlayışla karşılıyoruz. Ama bugün yeni bir gelişme var. Biz de Suriye halkları olarak ülkenin inşasında yer alıyoruz.
Bu, her şeyin elimizden gittiği anlamına gelmediği gibi her şeyin eskisi gibi olduğu anlamına da gelmiyor.
Böyle bir değerlendirmeye inanmıyorum. “Kürt güçleri teslim oldu, her şeyi teslim ettiler” gibi değerlendirmeler de objektif değil. Çünkü bugünkü durumumuzu bu süreçten önceki durumumuzla mukayese edersek daha iyi durumda olduğumuz alanlar da var.
“Suriye devleti ilk kez Kürtlerin varlığını kabul ediyor”
Ne gibi?
Bugün Kürt çocukları kendi alanlarında, savunma güçlerinde görev alıyorlar. Kobanî’de ve Cezire’de eskiden beri yaşayanlar, buraların kimler tarafından kontrol edildiğini biliyor. Güvenlik, idare ve askerî alanlarda bu bölgenin çocukları çalışmalarını sürdürüyor ve bu çalışmaların içinde yer alıyor. Rojava Kürdistanı’nın tarihinde hiçbir zaman böyle bir gelişme olmamıştır. Aynı zamanda Kürt sorunu konusunda da Suriye devleti ilk kez Kürtlerin varlığını ve güçlerinin kendisine ait olduğunu kabul ediyor. Taleplerimiz daha büyük. Her ne kadar istediğimiz düzeyde ve Özerk Yönetim dönemindeki gibi olmasa da Baas dönemiyle mukayese ettiğimizde Kürt dili konusunda yeni bir aşamadayız. Her ne kadar genele yayılmasa da Kürt dili ulusal bir dil ve eğitim dili olarak kabul görmektedir. Bu konuda adım atılıyor. Kürt temsilcileri kendi aidiyetleriyle devlet kurumlarına katılıyor. Bütün bunlar yeni gelişmeler ve bunların geliştirilmesi için de haklarımızı tam olarak elde edene kadar çabalarımız devam ediyor. İlkelerimiz ışığında mücadele etmemiz bile Kürtler için büyük bir başarı olacaktır.
“Suriyeli Kürtler sorunların savaşla değil; barış ve diyalogla çözülmesinden yanalar”
Az önce bu sürece karşı olanların ya da Kürtlerin her şeyi teslim ettiğini söyleyenlerin dışarıdaki Kürtler olduğunu söylediniz. Rojava’daki Kürtler bu süreçten razı mı?
Şu anda buradaki Kürtlerin kaygıları var. Süreci anlamak istiyorlar. Şunu kesinlikle biliyoruz ki savaş yanlısı değiller. Sorunların savaşla değil; barış ve diyalogla çözülmesinden yanalar. Onlar için önemli olan huzur ve istikrar. Bazı kazanımlar var, bu kazanımların mümkün olduğunca korunması ve bunların üzerinden yeniden inşaya başlanması gerekiyor. Bizim de bu süreci şeffaf bir şekilde anlatmamız gerekiyor. En önemlisi, haklarımızın Suriye Anayasası’nda kabul edilmesini sağlamak için önümüzde yeni bir süreç var. Kâğıt üzerinde bazı çalışmalar var, halkımızın da bunu anlamak istemesini doğal karşılıyoruz. Biz de bunu açıkça, şeffaf bir dille anlatmalıyız.

“Öncelikli hedefimiz sorunları kendi içimizde çözmek”
Siz IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon güçleriyle ittifak kurdunuz. Birçok dost edindiniz. Diğer yerlerde de gördüm, burada da görüyorum; eski dostlarınız tarafından size birçok ödül ve nişan takdim edilmiş. Savaş döneminde yanınızda olan dostlarınıza ne oldu? Şu anda onlarla iletişiminiz devam ediyor mu?
Uluslararası koalisyon güçleri burada kalmadı, gittiler. Eskiden de buradan ayrılacaklarını söylüyorlardı. Ancak yasal süreçlere katılım ve diğer bileşenlerle temas konusunda aramızdaki diyaloglar hâlâ sürüyor. İletişimimizin bir şekilde devam ettiğini söyleyebilirim. Şu anda kâğıt üzerinde bir çalışmamızın olduğunu söyleyemem.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Şam’la aranızdaki anlaşma için garantör gibi konuşmuştu. Diyelim ki Şam’la aranızdaki diyalog bitti ya da bu konuda gelecekte sorunlar yaşandı, bunu nasıl çözeceksiniz? Bu sürecin bir garantörü var mı yoksa yeniden savaş hazırlığı mı yapacaksınız? Gelecekte ortaya çıkabilecek olası büyük sorunları nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? Sorunların siyasî yollarla çözüleceğine inanıyor musunuz?
29 Ocak’ta Şam’la anlaşma yaptığımızda Cumhurbaşkanı Macron bundan haberdardı. Anlaşmanın ayrıntıları hakkında kendisiyle birkaç kez konuştuk. Bu konuda Macron’la iletişim kanallarımız vardı. O zaman siyasî garantörlük yapması konusunda bir netlik vardı. Bu, aramızda geçen bir konuşmaydı. O da ülkesi adına böyle bir ifade kullanmış oldu. Elbette Suriye’nin iç işleriyle hâlâ ilgililer ve Suriye devletinin yetkilileriyle de konuştuklarına inanıyorum. Bizimle de iletişimleri var. Daha önce bu süreçlerin içinde yer alan diğer devletler de bu meseleyle ilgililer. Bileşenler konusunda bir ittifak kuruldu; onlar bu konuyla ilgilenmeye ve görüşlerini bize iletmeye devam edeceklerdir.
Şam’la aranızda büyük sorunlar yaşanırsa bunları nasıl çözeceksiniz?
Biz entegrasyon sürecine katılacağımızı ilân ettik ve devletin bir parçası olduk. Öncelikli hedefimiz sorunları kendi içimizde çözmektir. Kararları birlikte vermek istiyoruz. Şu ana kadar çıkan bazı sorunları da kendi içimizde hallettik. Şam’a gidip görüşmeler yaptım, şu anda bazı yetkililerimiz Şam’da. Suriye’nin geleceği ve halkımızın geleceği bizi ilgilendiriyor. Elbette bu anlaşmanın hayata geçirilmesini isteyen devletler var. Onlar da bu süreci takip ediyor.
“Sürecin başarıya ulaşması konusunda iki tarafta da irade var”
Kamışlo’da konuştuğum biri, Şam ile Rojava’nın farkından söz ederken şöyle demişti: “Biz güneş ile su gibiyiz. Birlikte yaşamamız çok zor.” Siz bunu nasıl görüyorsunuz?
Çok zor mu? Evet, çok zor. Suriye Kürtleri, tarihlerinde ilk kez Suriye devletinin bir parçası oluyor. Suriye devleti kurulduğunda da Suriye bağımsızlığına kavuştuğunda da devletin içinde değildik. 100 yıl sonra ilk kez Kürtler Suriye devletinin inşasında yer alıyor. Tabii ki bunun zorlukları var. Ama yeni bir durum ve süreç ortaya çıktı. Biz de kendi kimliğimizle bu devlete dâhil oluyoruz. Son 15 yıl içerisinde askerî ve idari kurumlar, güvenlik kurumları inşa edildi. Binlerce şehit verdik, IŞİD’den ve halkın uzun yıllara yayılan direnişinden bahsedebiliriz. Bunlar bizim gerçeğimiz ve bu gerçeklikle Suriye devletine dâhil oluyoruz.
Biz örgütlenme konusunda güçlüyüz. Suriye devleti, eski rejime kıyasla bileşenlerin devlet kurumlarına katılımı konusunda açık. Bu sürecin başarıya ulaşması konusunda iki tarafta da bir irade var. Zor olacak ama başaracağız.
“Yeni pozisyonum verdiğim sözlerin bir parçası”
25 Ağustos’ta SDG’yi feshettiniz ve entegrasyonu tamamladınız. Yeni pozisyonunuz netleşti ve Suriye Cumhurbaşkanlığı danışmanı oldunuz. Göreviniz tam olarak ne olacak? Siz bu pozisyondan razı mısınız?
Benim asıl hedefim halkım için çalışmak. Daha önce de halkımın arasında çalışmalarıma devam edeceğimi söylemiştim. Ben hâlâ sözlerimin arkasındayım. İster Şam’da olayım ister burada, görevimi yerine getireceğim ve sözlerimi tutacağım. Yeni pozisyonum da bu sözümün bir parçasıdır. Bu, Suriye devletiyle değil, Kürtlerle ilgili bir konudur. Şam’da Kürt halkının haklarını korumak için çalışacağım ve mücadele edeceğim. Görevi bu esas üzerine kabul ettim. Görevi pratikte nasıl yürüteceğimize ve burada nasıl ilerleme kaydedeceğimize bakacağız, bunu henüz konuşmadık. Bu konuda görüşmelerimizi yapıp bir çerçeve çizeceğiz.
“Amacımız Suriye Kürtleri için daha büyük adımlar atmak”
Pozisyonunuz belirli bir süreyle mi sınırlı olacak? Örneğin parti kuracağınız ve siyasi mücadelenize bu parti çatısında devam edeceğiniz söyleniyor. Planınız nedir?
Bu ikisi birbirinden farklı. Resmen SDG’nin varlığının sona ermesiyle şu anda bir boşluk oluştu. Bazı siyasi partilerimiz var. Ancak SDG’yi destekleyen, SDG’ye bağlı insanlar var. SDG feshedildikten sonra bu partilerle temsil edemeyiz onları. Binlerce şehitten; Kürt olsun Arap olsun, yüz binlerce insanın desteğinden bahsediyoruz. Bu, partiler üstü bir güçtür. Bir siyasi parti değildir. SDG, askerî bir güç olarak yıllarca halkını korudu. Sadece halkımızın bulunduğu yerle sınırlı da değildi bu. Dolayısıyla bir boşluk oluştu ve bu boşluğun bir şekilde doldurulması gerekiyor. Adı ne olursa olsun, siyasi bir parti, siyasi bir hareket ya da siyasi bir çalışma gereklidir. Bu olacak da. Şam’da sürdüreceğimiz çalışma tüm Suriye için. Kürt halkının Suriye’de layık olduğu yere gelmesi için de elbette çalışacağım. Başından beri amacımız birdir: Suriye Kürtleri için önümüzdeki süreçte daha büyük adımlar atmak. Bu adımları atacağız.
“Halkımızın çıkarı için yaptığımız en iyi şey anlaşmaya varmaktı”
Sürekli geriye dönmek istemiyorum ama önemli bir soru var: Eğer 29 Ocak’taki anlaşma olmasaydı ve siz savaşmaya devam etseydiniz ne olurdu? Size karşı olan güçlerin planları neydi? Büyük bir katliam mı yaşanacaktı, yoksa sadece askerlerinizi mi korkutmak istediler?
Ben de bu meselenin ayrıntılarına girmek istemiyorum. Artık geleceğimize bakmak istiyoruz. Şunu söyleyebilirim: Bundan 7-8 ay önce yaşananlar halkımızda büyük bir kaygı yarattı. Halkımız bir varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya geldi. Bunun birçok nedeni vardı, bu nedenlerden biri de uluslararası etkenlerdi. Bölgesel aktörler ve güçler de bu meselenin içindeydi. Onların amaçları da meselenin bir parçasıydı. Suriye içinde de bazı sorunlar vardı. Elbette bunun önünün kesilmesi lazımdı. Eğer 29 Ocak Anlaşması imzalanmasaydı savaş devam edecek, daha fazla kan akacak ve daha çok insanımız evini terk etmek zorunda kalacaktı. Biz direnişimize devam ederdik, hiçbir zaman direnişimize son vermezdik. Ancak bunun neticesi halkımız için daha iyi olmayacaktı. Halkımızın çıkarı için yaptığımız en iyi şey anlaşmaya varmaktı. Halkımızın kazanımlarını koruduk. Her ne kadar tamamen halkımızın istediği gibi olmasa da halkın çıkarına uygun en iyi çözüm buydu. Bu esas üzerine tarihî bir karar aldık ve böyle bir anlaşma yaptık. Şu anda da anlaşmanın sürmesi için çabamız devam ediyor.
“Bu süreçte İsrail ile iletişimimiz yok”
İsrail medyasında da bu süreçle ilgili birçok yorum yapılıyor. Kürtlerin “pişman” olacağını söylüyorlar. İsrail’le ilişkileriniz nedir? Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz de bu açıklamaları duyuyoruz. İsrail’in bu konudaki düşüncelerini bilmiyoruz. Bu süreçte onlarla iletişimimiz yok. Ama bu mesele bizi, Kürt halkını ilgilendiriyor. Herkesin halkımızın verdiği karara saygı duyması gerekiyor.
Bazıları “Eğer Kürtler İsrail’le iyi ilişkiler kursaydı belki bu süreç böyle devam etmeyecekti. Kürtler belki bu anlaşma yolunu tercih etmeyecekti. Kürtler niye İsrail’le anlaşmayı tercih etmedi?” diyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Meselenin bu şekilde çözüleceğine inanmıyorum. Devletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. ABD, Fransa ve İngiltere gibi büyük devletler bu meselenin içindedir. İsrail de bir şekilde bu sistemin içinde. Bunun büyük bir fark yaratacağına inanmıyorum.
“Kürt halkı için bir fırsat”
Herkes uluslararası güçlerin yeni bir Ortadoğu inşa ettiğini düşünüyor. Bu nedenle Hizbullah, Hamas gibi örgütler tasfiye edildi; İran’a karşı bir savaş başlatıldı. Haşdi Şabi’den de bahsediliyor. Sizin görüşünüze göre proje nedir ve bu projede Kürtlerin rolü nasıl görülüyor? Masada Kürtlerin kaderi nasıl yazılmıştır?
Bu konu, Ortadoğu bağlamında uzun zamandır konuşuluyor. Siyasi literatürde bu konuda tartışmalar var. Ortadoğu’da sorunlar var ve gelecekte yeni savaşlar başlayabilir. Nelerin değişeceğini ve bunun hangi temeller üzerinde gerçekleşeceğini görmemiz lazım. Bu konuyu ona göre yorumlamak lazım. Pratikte böyle bir şey yok ve işler değişirse biz de buna göre pozisyon alırız. Siyasette insanlar her zaman pratikte yaşananlar üzerinden hareket etmelidir. Gelecekte değişimlerin yaşanması mümkündür. Buna göre yorum yapmak ve adım atmak önemlidir.
Pratikte bir şeyler yaşanıyor aslında. Türkiye’de de 2016-2024 yılları arasındaki savaştan sonra PKK kendini feshetti ve barış süreci ilerliyor. Birçok kişi bunu Ortadoğu’daki yeni konjonktürün bir parçası olarak yorumluyor.
Pratik için zaman ve netlik gerekiyor. Elbette Kürtler için yeni gelişmeler ve değişimler söz konusu. Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için devam eden barış süreci ve Suriye’de Kürtlerin içinde yer aldığı süreç elbette yeni gelişmelerdir. Bunları doğru okumak ve değerlendirmek gerekiyor. Bu, Kürt halkı için bir fırsattır. Bunun için daha çok çalışmak ve örgütlenmek lazım ki Kürtler de bu yeni fırsatlardan yararlanabilsin, kendi gelecekleri açısından yeni adımlar atabilsin.
“İran’da doğru karar alındı”
İran’la ilgili de bir sorum olacak. İran şu anda buzun üzerinde ama Doğu Kürdistan’da Kürtlerin siyasi ve askerî güçleri var. 15 yıllık mücadeleden sonra büyük bir savaştan çıktınız. Elbette bildiğiniz çok şey var. Doğu Kürdistanlılar için öneriniz nedir?
Doğu Kürdistanlı siyasi güçlerle iyi ilişkilerimiz var. IŞİD’e karşı savaşta Doğu Kürdistanlı güçler de destek vermeye geldi. Bize destek verdiler ve onlar da pek çok şehit verdi. Şuna inanıyorum: Son yaşanan gelişmelerde (İran savaşı) Doğu Kürdistanlı siyasi örgütler doğru karar aldılar. Kararlarını yerinde buluyoruz. Şartları ve talepleri vardı. Bu nedenle kararları yerindeydi. Bir birlik de oluşturdular. Alacakları her kararın yanındayız.
“Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi güçler birlikte hareket etmeli”
Güney Kürdistan’da da şartlar giderek değişiyor. Bir ay önce Duhok, Erbil ve Süleymaniye’ye gittim. Oradan Kandil’e geçtim. Güney halkı Bağdat’ın giderek üzerlerine geldiğini ve Kürtlerin kazanımlarının giderek ellerinden alınmak istediğini söylüyor. ABD de askerlerini çekme niyetinde. Sizin Güney Kürdistanlı dostlarınızla çok iyi ilişkileriniz var. Güney’in geleceğini nasıl görüyorsunuz, bu konuda kaygılarınız var mı?
Güney Kürdistan’daki gelişmeler hakkında fazla bir şey söylemek istemiyorum. Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi partilerin Bağdat’la ilişkilerinde ortak bir siyaset yürütmeleri gerekiyor. Bu sorunu biz de yaşıyoruz. Şam’la ilişkilerimizde ortak bir görüşe sahip olmamız önemli. Şam’la yaptığımız anlaşmaya herkes (Kürt siyasi güçleri ve partileri) destek vermeli. Bu, parçalanma anlamına gelmiyor. Kürdistan Bölgesi’nin sorunlarını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bölgenin çıkarları doğrultusunda siyasi güçler Bağdat’ta ortak bir tutum sergilemeli. Kürdistan’daki partiler, aralarındaki ihtilaflar ne kadar derin olursa olsun, Bağdat karşısında ortak bir siyaset yürütmelidir. Onlara önerim budur.
“Türkiye ile iletişim kanallarımız açık”
Türkiye’ye gitmeniz ve İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan’la görüşme ihtimaliniz çok konuşuluyor. Türkiye’yle diplomatik ilişkileriniz var mı? Türkiye’ye gelmenizin ihtimali var mı?
Türkiye’yle yıllarca sorun yaşadık. Türk ordusu topraklarımızı hedef aldı, Afrin’de topraklarımıza girdi. Yakın zamana kadar aramızda çatışmalar vardı. Bu çatışmalar bir süredir durmuş durumda. Aramızda bir ateşkes var. Bu sakinlik iyi bir gelişmedir, devam etmesini istiyoruz. İletişim kanallarımız açık. Türklerle ilişkilerimizin doğal hâline dönmesini arzuluyoruz. İlişkilerin Suriye ve Türkiye halklarının çıkarları temelinde gelişmesini istiyoruz. Bu nedenle ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bu, hem bizim hem de Suriye’nin tamamı için önemlidir.
29 Ocak’ta varılan anlaşma üzerinden pek çok spekülasyon yapılıyor. Abdullah Öcalan’ın da bu sürecin içerisinde olduğunu söylüyorlar. Onun rolü neydi ya da bir rolü var mıydı?
Şüphesiz bir rolü vardı. Mektupları geldi ve bunlar kamuoyuna da açıklandı. O, sorunların diyalog yoluyla çözülmesini istedi. Sorunların savaşla çözülmemesini istedi ve bunun üzerinde durdu. Türklerle devam eden bir süreç vardı, bu nedenle sürece olumlu bir etkisi oldu.
“Kürtlerin anayasa yazım sürecinde yer almaları gerekir”
Suriye’nin yeni anayasası yazılacak. Siz ne istiyorsunuz? Şam’ın yeni anayasa konusundaki programı nedir?
Şu anda bir program yok. Henüz bir anayasa hazırlık komisyonu kurulmuş değil.
Kürtler de bu komisyonda yer alacak mı?
Kısa sürede kurulacağı söyleniyor. Elbette Kürtler de içinde yer almalıdır. Kürt temsilciler Suriye Meclisi’ndeler ve bu komisyonda da temsil edilmelidirler. Bu da önemli taleplerimizden biridir. Kürtlerin haklarının tanınması için anayasa yazım sürecinde yer almaları gerekir. Kürtlerle ilgili birçok konu var. 10 Mart ve 29 Ocak anlaşmaları gibi gelişmeler Kürtleri ilgilendiriyor. Bu belgelerin içeriklerinin Suriye Anayasası’na yazılması için çalışıyoruz.
Rojava’nın ekonomik durumu da merak ediliyor. Su ve petrol sıkıntısından bahsediliyor. Siz Rojava’daki ekonomik sıkıntıların çözülmesi için Şam’la nasıl müzakere ediyorsunuz? Daha önce bazı ürünler ucuz dağıtılıyordu, şu anda şartlar değişti. Bunlar nasıl çözüme kavuşacak?
Haklısınız, şartlar değişti. Eskiden buradaki kazanımlar bizim kontrolümüzdeydi. Halkımızı ilgilendiren bu tür meseleler bir şekilde hallediliyordu. Fırın, ekmek ve vatandaşların nakli gibi konularda destek sunuyorduk; bunun bir faydası vardı. Bu destek, petrol gelirlerinin Suriye’ye devredilmesinin ardından kesildi. Özerk Yönetim tarafından verilen destekler şu anda kesilmiş durumda. Şu anda bir kriz var. Bu sorunların çözülmesi gerekiyor. Devlet kurumlarıyla asıl halletmemiz gereken mesele de budur. Kalıcı bir çözüm bulunana kadar Özerk Yönetim’in eski uygulamalarını sürdürmesi gerekir. Yine de son karar Şam yönetiminindir.
“15 yılda verdiğimiz savaşla ilgili başımızın dik olmasını isterim”
Son sorum size dair. Yıllarca bu savaşın içindeydiniz, askerî kıyafetleriniz vardı, şimdi sivil bir kıyafetiniz var. Umudunuz var mı? Görüşünüz nedir? Ne hissediyorsunuz?
14 yıl önce bize bir savaş dayatıldı. O zaman da siyasi çalışmalar yürütüyordum. Savaş dayatıldıktan sonra önce YPG, daha sonra SDG adına askerî kıyafet giydim. Zor bir savaş verdik. Bugün savaşın sona ermesinden memnunum. Şehit haberleri gelmiyor, yaralanan kimse yok; bu, memnuniyet vericidir.
Savaşın durması ve şehadet haberi gelmemesi halkımızı memnun ediyor. Öte taraftan, bizim ve halkımızın talepleri hâlâ yerine getirilmedi, taleplerimizin karşılığını henüz alamadık. Mücadelemiz bu yüzden sürüyor.
Bu bizi hüzünlendiriyor; tehlikeler de henüz ortadan kalkmış değil. Biz bu süreci tam olarak sona erdirmek istedik. Şu ana kadar yaptıklarımızdan pişman değiliz. Halkımızı koruduk. Birçok kişi “O zaman niye bu kadar şehit verdiniz?” diyor.
Biz Kobanî’yi, Afrin’i ve Cezire bölgesini savunduk. Keşke bu kadar şehit vermeseydik; ancak biz bir varlık-yokluk savaşı içindeydik. IŞİD bizi yok etmek istedi. Kobanî halkının tamamının mülteci durumuna düştüğünü hatırlıyorum. Ve tekrar dönüşleri sağlamak için zor bir savaş verildi, binlerce şehit verdik. Yaptıklarımızda mutlaka eksikler olmuştur. Ama savaş gerekiyordu, son 15 yılda verdiğimiz savaşla ilgili başımızın dik olmasını isterim. Halkımız için çalıştım. Bugün önümüzde yeni bir süreç var. Sıfırdan başlamıyoruz elbette. Tecrübelerimiz var, ayrıca üzerine yenilerini inşa edebileceğimiz çalışmalarımız mevcut. Bunların üzerine inşa edeceğimiz çalışmalar konusunda umutlu olmalıyız. Şahsen umudum büyüyor. Halkımızla birlikte şu ana kadar inşa edilen her şey için çalışmalıyız.
Mazlum Abdi kimdir?


