Editör notu: Filozof Leon ter Schure’un De Groene Amsterdammer’da yayımlanan bu yazısı, yapay zekâ şirketlerinin korsan kitaplarla dil modellerini eğitmesini ve Anthropic’in yazarlara 1,5 milyar dolar ödemeyi kabul ettiği uzlaşmayı ele alıyor.
Aralık ayında soğuk bir sabah, hafta sonu gazetesini almak için kapının önüne gidiyorum. Paspasın üzerinde ABD posta damgalı bir zarf görünce şaşırıyorum. Üzerinde “Anthropic Copyright Settlement” (Anthropic Telif Hakkı Uzlaşması) yazıyor.
Mutfak masasında zarfı yırtarak açıyorum. Kaliforniya’daki bir mahkemeden gelen bir mektup bu. Mektuptan anlıyorum ki aylardır, haberim bile olmadan, Anthropic’e karşı açılmış dev bir davanın tarafıyım. Amerikan teknoloji şirketi, yapay zekâ sohbet robotu Claude’u yasa dışı yollarla indirilmiş milyonlarca kitapla eğitmiş. Bu kitaplardan biri de benim doktora tezim. Mektupta tam bir buçuk milyar dolarlık bir uzlaşma teklifinden söz ediliyor. Ben de tazminat talep edebiliyormuşum.
ABD’de Meta, Microsoft ve OpenAI gibi yapay zekâ devlerine karşı buna benzer onlarca dava sürüyor. Anthropic davasını özel kılan, yazarların ilk kez gerçekten tazminat alması. Bu, eser sahiplerinin yapay zekâ sektörüne karşı mücadelesinde bir dönüm noktası mı? Peki benim kitabım Anthropic’in eğitim verilerine nasıl girdi?
Altı yıl boyunca, unutulmaya yüz tutmuş bir Fransız filozof üzerine doktora tezimle didindim. Üniversitedeki sözleşmem sona erince tezi bitirebilmek için iki yıl bir sağlık sigortası şirketinin müşteri hizmetlerinde çalıştım. Bu yüzden 2018’de bir Amerikan yayınevi kitabımı yayımlamak istediğinde çok sevindim.
Ama bunun için fikrî mülkiyet haklarımı devretmem gerekiyordu. Bu içime sinmedi. Araştırmam Hollandalı vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilmişti, şimdi ise bu emeğin ürünü, bir Amerikan yayınevinin ödeme duvarının arkasında kayboluyordu. Kendi üniversitem bile eseri koleksiyonuna eklemek için yüklü bir para ödemek zorunda kalacaktı.
Kaliforniya mahkemesinin mektubundan, kitabımın serüveninin orada bitmediğini anlıyorum. Kitabın dijital bir kopyası daha sonra Library Genesis’e (LibGen) düşmüş. Burası, milyonlarca kitap ve makalenin ücretsiz ama yasa dışı olarak indirilebildiği bir site, bilim dünyasının bir tür Napster’ı.
Bu tür “gölge kütüphaneler” çoğunlukla bilimsel bilginin ödeme duvarlarının arkasında olmaması gerektiğini düşünen idealistler tarafından kurulur. LibGen’i 2008’de kuran Rus bilim insanları da böyleydi.
Böylece gölge kütüphaneler, dolaylı olarak bilimsel yayınevlerinin gelir modelini de tartışmaya açıyor. Elsevier, Wiley ve Springer Nature gibi en büyük yayınevleri, kısmen ödeme duvarları sayesinde milyarlarca dolar ciroya sahip, borsada işlem gören çok uluslu şirketlere dönüştü. Napster müzik endüstrisini yenilik yapmaya nasıl zorladıysa, gölge kütüphaneler de açık bilim hareketine öyle ivme kazandırdı. Bugün geniş destek gören bu hareket, bilimsel yayınlara yasal yollardan serbest erişimi sağlamaya çalışıyor.
Ancak üretken yapay zekânın yükselişiyle idealist gölge kütüphaneler yepyeni bir kullanıcı kitlesine kavuştu. 2021’in başında birkaç eski OpenAI çalışanı, şirketin CEO Sam Altman yönetiminde giderek ticarileşmesinden duydukları hoşnutsuzlukla Anthropic’i kurdu. Şirketin CEO’su Dario Amodei’ye göre Anthropic, yapay zekâ teknolojisinin güvenli ve sorumlu biçimde geliştirilmesini savunuyor.
İyi bir yapay zekâ dil modeli geliştirmek için akıl almaz miktarda işlem gücünün yanı sıra yüksek kaliteli eğitim verisi de gerekir. Anthropic’in geliştiricileri bu nedenle kitaplardan oluşan veri setleriyle çalışmayı tercih ediyor. Çünkü kitaplar Claude’un gerçekten iyi yazmayı öğrenmesine yardımcı olabilir. İşe, eğitim verisi kaynağı olarak kullanılacak ve “dünyadaki tüm kitapları” içerecek bir şirket içi kütüphane kurarak başladılar.
Buradaki sorun, telif hakkı nedeniyle kitapların öylece yeniden kullanılamaması. Amodei’ye göre ise kullanım lisansı almak fazlasıyla “hukuki, pratik ve ticari zahmet” demekti. Gölge kütüphaneler bu soruna bir çözüm sunuyordu. 2021’in başında kurucu ortaklardan Ben Mann, yaklaşık iki yüz bin kitap içeren korsan veri seti Books3’ü indirdi. Aynı yılın haziranında on bir gün içinde LibGen’den en az beş milyon kitap indirdi. 2022 yazında buna Pirate Library Mirror’dan iki milyon kitap daha eklendi. Yedi milyonu aşkın bu dosyanın arasında bir yerde benim doktora tezim de vardı.
Mart 2023’te, OpenAI’ın ChatGPT’yi tanıtmasından birkaç ay sonra, Anthropic Claude’un ilk sürümünü sundu. Kısa süre sonra The Atlantic ilk kez perde arkasını gösterdi. Amerikan dergisi, yapay zekâ dil modellerini eğitmek için kullanılan, yasa dışı yollarla indirilmiş 183.000 kitabın aranabilir bir listesini yayımladı. Listede hem kurgu hem kurgu dışı eserler vardı, aralarında Hollandalı yazarlar Herman Koch ve Rutger Bregman’ın çeviri eserleri de bulunuyordu.
Liste, Amerikalı gerilim romanı yazarı Andrea Bartz’ın da dikkatini çekti. Kalbi küt küt atarak The Atlantic’in sitesine adını yazdığında, ilk romanı The Lost Night arama sonuçlarında çıktı. “Öylece… alıp götürmüşler” diyerek dehşete düştü. Kendini soyulmuş, ihanete uğramış ve derinden yaralanmış hissetti.
Ama bu işin peşini bırakmadı. Ağustos 2024’te yazar arkadaşları Charles Graeber ve Kirk Wallace Johnson ile birlikte bir toplu dava (class action) açtı. Yazarlar bu davada yaklaşık yarım milyon eserin hak sahipleri adına hareket ediyor.
Dava sürecinde Anthropic’in avukatları, Claude’u kitaplarla eğitmenin “adil kullanım” (fair use) kapsamında olduğunu, dolayısıyla telif hakkı ihlali sayılmayacağını savundu. Onlara göre Claude, tıpkı insanların okudukları kitaplardan öğrenmesi ve ilham alması gibi, insan dilindeki örüntüleri tanımayı öğreniyor. Bu, yapay zekâ şirketlerinin mahkemelerde sıkça başvurduğu bir savunma çizgisi.
Karen Hao, Empire of AI adlı kitabında sektörün bu argümanla, yapay zekâ etrafındaki söyleme damgasını vuran “teknolojinin insanlaştırılmasından” ustaca yararlandığını belirtiyor. “Yapay Zekâ” terimi, bu bilgisayar teknolojisinin tıpkı insanlar gibi okuduğu, öğrendiği ve yarattığı izlenimini uyandırıyor. Oysa Hao’ya göre insan zekâsının tam olarak neyi kapsadığı konusunda bile bilimsel bir uzlaşı yok.
Yargıç William Alsup, Haziran 2025’te bu konuda Anthropic lehine karar verdi: Kitapların yasal yollardan edinilmiş olması şartıyla, bir yapay zekâ dil modelini eğitmek adil kullanımdır. Ama Anthropic’in milyonlarca kitabı gölge kütüphanelerden indirip depolamayı seçmesini hırsızlık olarak nitelendirdi. Anthropic, eser başına yüz elli bin dolara kadar çıkabilecek bir tazminat ödeme riskiyle karşı karşıya kaldı. Bunun üzerine taraflar uzlaşmaya vardı: Anthropic, suçunu kabul etmeden bir buçuk milyar dolar ödemeyi ve korsan dosyaları imha etmeyi kabul etti.
Bu, tarihin en büyük telif hakkı uzlaşması olmasının yanı sıra, yazarların ve yayıncıların eserlerinin eğitim verisi olarak kullanılması karşılığında ilk kez kayda değer bir tazminat alması anlamına da geliyor. Uzmanlar bunu yapay zekâ sektörünün olgunlaşmaya başladığını gösteren olası bir kilometre taşı olarak görüyor, hatta bir “Napster anı”ndan söz ediyorlar.
Napster, 1999’da müziğin eşten eşe (peer-to-peer) yazılımla paylaşılmasını mümkün kılarak müzik endüstrisinde devrim yarattı. O güne kadar plak şirketleri müziğin dağıtımını, tüketicilerin yüklü paralar ödediği CD gibi fiziksel ortamlar üzerinden kontrol ediyordu. Napster’la birlikte istediğiniz her şarkıyı bir anda ücretsiz edinebiliyordunuz. Tek ihtiyacınız internet bağlantılı bir bilgisayardı.
Amerikalı müzik gazetecisi Steve Knopper, Appetite for Self-Destruction: The Spectacular Crash of the Record Industry in the Digital Age adlı kitabında plak şirketlerinin uzun süre internetin sunduğu olanakları görmezden geldiğini anlatıyor. Başlangıçta telif hakkı ihlali gerekçesiyle açtıkları çok pahalı davalarla cini şişeye geri sokmaya çalıştılar, ama başaramadılar. Bu davalar 2001’de Napster’ın yasaklanmasıyla sonuçlandı. Ancak tüketiciler o zamana kadar müziğe internetten ulaşmaya çoktan alışmıştı. Asıl dönüşüm, Apple’ın 2003’te iTunes Store’u piyasaya sürmesiyle geldi. iTunes Store, lisanslı dijital müzikten de para kazanılabileceğini gösterdi. Birkaç yıl sonra abonelik modeliyle çalışan dijital müzik dinleme platformları ortaya çıktı. Bu platformlar bugün müzik endüstrisinin en büyük gelir kaynağını oluşturuyor. Gerçi sanatçıların büyük çoğunluğu bu gelirlerden çok küçük bir pay alıyor, çünkü paranın büyük kısmı plak şirketlerine ve diğer hak sahiplerine gidiyor.
Bazı yorumcular Anthropic davasının sonucunu, yapay zekâ şirketleri için “bedava öğle yemeği” döneminin sona erdiğinin işareti olarak görüyor. Onlara göre, tıpkı Napster sonrasında olduğu gibi, yüksek kaliteli eğitim verileri için lisans modellerinin önü açılıyor. Böylece yenilik ile yazarların, gazetecilerin, sanatçıların ve diğer eser sahiplerinin tazmin edilmesi bir arada mümkün olabilir. Çünkü üretken yapay zekâ bu grupların gelir modellerini giderek zorluyor.
Google, OpenAI, Amazon, Meta ve Microsoft gibi teknoloji devleri, materyallerinin yapay zekâ tarafından kullanılması konusunda bazı büyük yayınevleri, gazeteler ve haber kuruluşlarıyla anlaşmalar imzalamış durumda. Hollanda’da bazı yayınevleri ve kitap dağıtımcısı CB, Bookpact.ai platformunu kurdu. Yayınevleri bu platform üzerinden kitaplarının yapay zekâ şirketleri tarafından kullanılıp kullanılamayacağına ve nasıl kullanılacağına karar verebiliyor. Ancak modelleri eğitmek için gereken veri miktarı o kadar büyük ki, bu ihtiyacın lisans modelleriyle karşılanıp karşılanamayacağı belirsiz.
Nitekim yapay zekâ sektörü şimdilik başka bir strateji izliyor. Anthropic, Şubat 2024’te Google Books’un arkasındaki isimlerden Tom Turvey’i şirket içinde “Panama Projesi” adı verilen çalışma için işe aldı. Dava sırasında gün yüzüne çıkan bir iç yazışmaya göre bu proje, dünyadaki tüm kitapları parçalayarak tarama girişimiydi. Şirket, büyük bir gizlilik içinde dağıtımcılardan ve ikinci el kitapçılardan milyonlarca basılı kitap satın aldı. Kitaplar dev bir depoda hidrolik bir kesme makinesiyle ciltlerinden ayrıldı, ardından taranıp imha edildi. Anthropic, PDF sürümlerini şirket içi kütüphanesine ekledi.
Yargıç Alsup’un kararına göre bu büyük çaplı kitap imhası adil kullanım kapsamına giriyor. Çünkü kitaplar yasal yoldan satın alınmış ve eğitim verisine dönüştürülmeleri “dönüştürücü kullanım” sayılıyor. Bugün dünyanın dört bir yanındaki sahaflar ve kitapçılar, onlardan toplu halde kitap satın alan gizemli müşterilerden siparişler alıyor. Bunlar bazen yıllardır ellerinden çıkaramadıkları kitaplar, bazen de eski ve nadir eserler. Bir araştırma platformu, böyle bir kitap partisinin izini Amazon’a ait bir yapay zekâ eğitim tesisine kadar sürdü.
Yazarlar ve diğer eser sahipleri ise yapıtlarının bu şekilde kullanılmasının adil kullanım sayılmasını kabullenmiyor. Hollanda’da Yazarlar Birliği (Auteursbond), “tarihin en büyük telif hakkı ihlali” olarak nitelendirdiği uygulamaya karşı “Yapay zekâ = çalıntı” (AI = jatwerk) kampanyasını başlattı. Yazar Auke Hulst, yapay zekâ sektörünün “asalak doğasını” eleştiriyor: “Hem müşteri hem de hammadde olmayı kabul etmemeliyiz.”
İlkbaharda, Anthropic’in uzlaşma teklifini kabul edip etmediğimi bildirebileceğim çevrim içi sisteme giriyorum. Uzlaşma o sırada henüz mahkeme tarafından kesin olarak onaylanmamış olsa da son tarih yaklaşıyor. Mektupla birlikte gelen açıklamadan anladığım kadarıyla, hiçbir şey yapmazsam haklarımı kaybedebilirim.
Daha yüksek bir tazminat elde edebilmek için toplu davadan çekilip Anthropic’e karşı kendi davamı açabilirim. Örneğin Amerikalı yazar Dave Eggers bu yolu seçti ve bir grup meslektaşıyla birlikte Anthropic’e karşı ayrı bir dava açtı. Ama kendimi böyle bir şey yaparken hayal edemiyorum, bu yüzden başvurumu sistem üzerinden yapmaya karar veriyorum.
Bilgilerimi giriyorum ve “gönder” düğmesine basıyorum.
Birkaç ay sonra, 20 Temmuz’da uzlaşma kesin olarak onaylanıyor. O tarihe kadar 482.460 eserin yüzde 91’inden fazlası için talepte bulunulmuş.
Bu arada ödemeler de başladı. Bana düşecek tazminat, yaklaşık üç bin doların yarısı. Diğer yarısı Amerikalı yayınevime gidiyor. Çevremdeki pek çok kişi “Fena mı, cebine para girdi işte!” diyor. Doğru da: Kitabımdan hiç telif ücreti almadım, çünkü satış rakamları çok düşüktü. Böylece doktora öğrencisi olarak yıllarca didinmemin karşılığında hiç değilse güzel bir ek gelir elde etmiş oluyorum.
Ama yine de içimi kemiren bir şey var. Bu paraya gerçekten hakkım var mı? Sonuçta kitabı, Hollandalı vergi mükelleflerinin ödediği bir doktora bursuyla yazdım. Bu açıdan bakınca bu talep yalnızca benim adıma değil, aslında Hollanda devleti adına da yapılmış sayılır. Parayı devlet hazinesine yatırmak belki zor ama bir kısmını bir hayır kurumuna bağışlamam gerekmez mi?
Şimdilik söz konusu olan “yalnızca” 1.500 dolar. Ancak bu uzlaşma yapay zekâ şirketlerine karşı açılan diğer davalarda da örnek alınırsa, bu miktar kolayca ciddi boyutlara ulaşabilir. Nitekim telif hakları kuruluşu Lira, Yazarlar Birliği ve Hollanda Gazeteciler Derneği (NVJ) büyük teknoloji şirketlerine karşı bir protesto eylemi başlattı. Yazarları, çevirmenleri ve gazetecileri 29 Eylül Salı günü Meta’nın Hollanda genel merkezinin önünde toplanmaya çağırıyorlar. Mahkeme belgelerine göre Mark Zuckerberg, Meta’da korsan veri setlerinin indirilip kullanılmasına bizzat onay vermişti. Eylemi düzenleyenlerin amacı, “yüzyılın hırsızlığını” durduracak toplu bir düzenleme yapılmasını sağlamak.


