Editörün notu: Bu yazı, Magdaléna Fajtová tarafından kaleme alınmış ve 2 Ekim tarihinde EUobserver’da “Why young men are drawn to the far right and young women to the far left” başlığıyla yayımlanmıştır. Yazının ilk olarak Çekya merkezli Respekt dergisinde yayımlandığı EUobserver tarafından belirtilmektedir.
“1 Ocak’ta ikimiz de Instagram’ı, TikTok’u ve Snapchat’i sildik. İçimizden hangisi önce yeniden Reels izlemeye başlar ya da Instagram’ı tekrar indirirse, bir dilim kokmuş peynir yiyecekti.” Greta ve Lena bunu Alman radyo kanalı Deutschlandfunk’a anlattı.
16 yaşındaki iki kız Mecklenburg-Vorpommern’de bir köyde yaşıyor. Sosyal medyada gereğinden fazla vakit geçirdikleri için uygulamaları silmeye karar vermişlerdi. Geceleri sık sık geç saatlere kadar TikTok’ta ya da Instagram’da geziniyorlardı; bu da okuldaki başarılarını etkiliyordu. Ancak bu yaz ikisi de TikTok’u bir aylığına yeniden yükledi. Bu kez kokmuş peynir cezası yoktu.
Bunu Deutschlandfunk muhabirleriyle birlikte yürütülen bir deney için yaptılar. Gazeteciler, seçim kampanyasının en hararetli döneminde kızların Çin merkezli popüler sosyal medya platformu TikTok’ta ne tür siyasi içeriklerle karşılaşacaklarını görmek istiyordu. Mecklenburg-Vorpommern eylülün üçüncü hafta sonu sandık başına gitti. Bilindiği üzere aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), iki hafta önce Saksonya-Anhalt’ta olduğu gibi bu eyalette de büyük bir zafer kazandı.
Ancak Greta ile Lena’nın durumu Saksonya-Anhalt’taki yaşıtlarından belirgin biçimde farklıydı. Almanya’nın kuzeydoğusundaki Mecklenburg-Vorpommern, eyalet seçimlerinde ilk kez 16 ve 17 yaşındakilere oy hakkı tanımıştı. Gençler haberlerin büyük kısmını sosyal medyadan takip ettiği için Greta ile Lena da bugün Avrupalı gençler arasında en popüler ağlardan biri olan TikTok’a daldılar.
İlk birkaç dakika kızlar siyasetle ilgisi olmayan çeşitli videolar izledi: yemek tarifleri, domates yetiştirmeyle ilgili videolar ve “saçma” yapay zekâ videoları. Akışı kaydırmaya başladıktan yaklaşık üç dakika sonra ilk siyasi içerik belirdi. Önce eski Doğu Almanya’nın komünist siyasetçilerinden Erich Honecker hakkında bir video çıktı. “Burada neden Doğu Almanya’yla ilgili bu kadar çok şey görüyorum?” diye düşündü Greta. Kaydırmaya devam ederken karşısına bizzat AfD eş başkanı Alice Weidel çıktı.
Kızlar, başta siyasetten uzak olan akışlarının ne kadar hızlı değiştiğini ilk kez o anda fark etti. Greta daha sonra “Sanki sürekli AfD çıkıyor” dedi ve önceden böyle bir içerik aramadığını ekledi. Sonraki ay boyunca kızlar akışlarıyla ilgili bir günlük tuttu. Siyasi videoların ardından benzer içeriklerin giderek arttığını gözlemlediler. Bu içerikler yalnızca partilerin kendi hesaplarından değil, onların mesajlarını alıp daha da yayan çeşitli hesaplardan da geliyordu.
Deney, bir süredir bilinen bir gerçeği doğruladı: TikTok ve diğer sosyal ağlar, bir gencin siyaset hakkında ne gördüğünü ve zamanla hangi görüşleri benimsediğini hızla şekillendirebiliyor. Aynı zamanda algoritmalar, genç kadınlarla genç erkekler arasındaki siyasi ayrışma eğilimini hızlandırıyor. Bu eğilim, Almanya’daki söz konusu eyalet seçimlerinin sonuçlarına da yansıdı.
Algoritmalar kutuplaşmayı derinleştiriyor
Gençlerin siyasetle sosyal medya üzerinden karşılaşması yeni değil. Siyasi tartışmalar çoğu gencin hayatında ne evde ne de okulda yer buluyor; ancak siyaset sosyal medya akışlarına onlarca saniye içinde girebiliyor. Sosyal ağlarda siyaseti kısa ve dikkat çekici videolara dönüştürebilenler doğal olarak bir adım önde. Üstelik bu yalnızca AfD için geçerli değil.
TikTok ve Instagram gibi uygulamaların kullandığı algoritmalar, dünyanın hemen her yerinde görülen bir eğilimi güçlendiriyor: Gençlerin görüşleri, daha yaşlı kuşaklarınkine kıyasla belirgin biçimde daha kutuplaşmış durumda. Gençler arasındaki siyasi ayrım da esas olarak kadınlarla erkekler arasında belirginleşiyor.
Almanya’daki sonbahar seçimleri bunu oldukça açık biçimde gösterdi: Genç kadınlar sola, genç erkekler ise sağa oy verdi. Birçok durumda da daha uç seçeneklere yöneliyorlar. Sosyal ağların etkisi büyük, ancak tek etken bu değil. Siyasi ayrışmayı eşitlik, toplumsal cinsiyet ve kişinin toplumdaki konumuna ilişkin farklı görüşler de besliyor.
Almanya’nın en genç seçmenleri istatistiklerde 24 yaş altı grubunda yer alıyor. Bu yıl Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’deki seçimlerde 16 ve 17 yaşındakiler de bu gruba dahildi. Tercihlerine ilişkin veriler açık: Almanya’da çok sayıda genç ya aşırı sağa ya da aşırı sola yöneliyor.
Mecklenburg-Vorpommern’de en genç seçmenlerin yüzde 36’sı AfD’ye oy verdi. Berlin’de ise genç seçmenlerin en çok tercih ettiği parti, oylarının yüzde 41’ini alan Sol Parti (Die Linke) oldu.
Mecklenburg-Vorpommern’de aşırı sağcı AfD açık ara en fazla desteği 45-59 yaş grubundan aldı. Ancak genç kuşakta, anne babalarının kuşağından farklı olarak, siyasi tercihler cinsiyete göre belirgin biçimde ayrışıyor. Eyalet seçimlerinde genç erkeklerin yüzde 41’i AfD’ye oy verirken genç kadınlarda bu oran yalnızca yüzde 29’du.
Bu eğilim dünya genelinde görülüyor. 2024 ABD başkanlık seçiminde 30 yaş altı erkeklerin yarısı Donald Trump’a oy verdi. Aynı yaş grubundaki kadınların ise yalnızca beşte ikisi Trump’a oy verirken kalan yüzde 60 Demokrat aday Kamala Harris’i tercih etti.
Polonya’da, Birleşik Krallık’ta ve Güney Kore’de de benzer bir tablo görülüyor: Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde siyasi tercihler, sosyal statü ya da eğitim gibi etkenlerden ziyade giderek daha çok cinsiyete göre ayrışıyor. Peki en genç kuşakta kadınlarla erkekler arasındaki uçurum nasıl bu kadar derinleşti?
Genç erkekler kendilerini kenara itilmiş hissediyor
Bunun birkaç nedeni var ve durum ülkeden ülkeye önemli ölçüde değişiyor. Sosyologlar Richard Nennstiel ve Ansgar Hudde, 32 Avrupa ülkesinden 20-29 yaş arası 466 bin kişiden oluşan bir örneklem üzerinden genç kadınlarla erkeklerin siyasi tutumlarının 1990 ile 2023 arasında nasıl değiştiğini inceledi. Aralarındaki farkın hiç de her yerde aynı olmadığını gördüler.
Bazı ülkelerde genç kadınlarla erkekler siyasi açıdan birbirinden pek ayrışmazken, bazılarında görüşleri zamanla birbirinden uzaklaşmış. Araştırmacılar, toplumsal cinsiyet eşitliğinin daha yüksek olduğu ülkelerde farkın daha belirgin olduğunu gördü. Olası açıklamalardan biri şu: Bu toplumlarda kadınlarla erkeklerin yaşam deneyimleri ve fırsatları birbirine daha çok benziyor; aynı zamanda eşitlik ve kadınların toplumdaki konumuna ilişkin meselelerle de daha sık karşılaşıyorlar.
Haftalık Der Spiegel dergisinin Almanya’daki seçimler vesilesiyle görüşüne başvurduğu uzmanlar, yalnızca Almanya’da değil başka ülkelerde de bazı genç erkeklerin değişen toplumda ayaklarının altındaki zeminin kaydığını hissettiği konusunda hemfikirdi.
Büyük şirketlerin yönetim kademelerinde erkekler hâlâ kadınlardan çok daha fazla temsil ediliyor olsa da denge değişiyor. Örneğin Almanya’da lise mezunlarının yüzde 55’ini kızlar oluşturuyor ve kızlar ortalamada erkeklerden daha yüksek notlar alıyor. Bu durum yükseköğretime de yansıyor: Kabul koşullarının zor olduğu tıp ve psikoloji gibi bölümlerde kadınlar artık öğrencilerin büyük bir bölümünü oluşturuyor.
Çekya’da da çok benzer bir eğilim var: Yükseköğretimde kadın öğrencilerin oranı artık erkek öğrencilerinkinden daha yüksek. Buna tıp gibi prestijli ve geçmişte “erkeklere özgü” görülen alanlar da dahil. Bu durum burada da siyasi tercihlere yansıyor.
STEM araştırma kuruluşunun 2025’in ilk çeyreğine ait seçim modeline göre muhafazakâr Motoristé sobě (“Kendileri İçin Sürücüler”) hareketini 18-29 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 15’i desteklerken, aynı yaştaki kadınlarda bu oran yalnızca yüzde 3’tü. Liberal tarafta ise eğilim tersine dönüyordu: Destek genç kadınlar arasında genç erkeklere göre daha yüksekti.
Sosyal ağlar bu eğilimi derinleştiriyor gibi görünüyor. Bunun bir nedeni de algoritmalarının kullanıcıların hoşuna giden içerikleri gösterecek şekilde tasarlanmış olması. Ancak ayrışmanın kökleri, kadınlarla erkeklerin değişen toplumsal konumunda yatıyor. Pek çok genç erkek “yeni” dünyada, yani kadınlarla erkeklerin haklar bakımından daha eşit olduğu bir dünyada, kendini biraz kaybolmuş hissediyor. Kadınlara öncelikle annelik ve bakım verme rolü biçen, daha muhafazakâr bir aile anlayışını savunan partilere yöneliyorlar.
Genç kadınlar ise Batı’da eşitliğin hâlâ ciddi ölçüde sağlanamadığını, özellikle de siyasette ve büyük şirketlerde erkeklerin hâkimiyetinin sürdüğünü düşünüyor. Tam da bu yüzden ilerici sol partilere daha yakın duruyorlar. Bu partiler, örneğin ebeveyn iznindeki kadınların iş bulmasını kolaylaştırmayı savunuyor ve seçimlerde aday listelerinin başına kadınları koyuyor.
Bunun çözümünün kadınları toplumda ikincil rollere itmek olmadığı açık. Stockholm Üniversitesi’nden sosyolog Lucas Gottzén’e göre kadınların eşit temsil hakkı ile erkeklerin iyi bir yaşam sürmesi birbirini dışlamak zorunda değil.
Gottzén’e göre genç erkeklerin karşılaştığı sorunları onların bakış açısından anlamak ve yeni gerçekliğin yarattığı güvensizliklerin siyasi görüşlerini nasıl şekillendirdiğini dikkate almak gerekiyor. Her şeyden önce, kadınların özgürleşmesinin erkeklere neler kazandırabileceğini göstermek gerektiğini söylüyor: geleneksel erkeklik kalıplarına uyma baskısının azalması, daha özgür ilişkiler ve kendi istedikleri gibi yaşamak için daha geniş bir alan.


