İlticanın sonu

Programda Avrupa Birliği’nin yeni iltica rejimi, Hollanda’da göçmen karşıtı siyasetin etkisi, Almanya’da Almanya için Alternatif’in (AfD) yükselişi ve “remigrasyon” tartışması ele alındı.

Gemide‘yi bu hafta gazeteci Ceren Bayar sundu, programın düzenli sunucusu Adem Özgür ise konuk koltuğundaydı. Programda Avrupa Birliği’nin yeni iltica rejimi, Hollanda’da göçmen karşıtı siyasetin etkisi, Almanya’da Almanya için Alternatif’in (AfD) yükselişi ve “remigrasyon” tartışması ele alındı.

Program, dünyadaki göç hareketlerinin ulaştığı boyut ile devletlerin giderek sertleşen iltica politikaları arasındaki çelişki üzerinden başladı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) verilerine göre 2024’te dünyada 304 milyon uluslararası göçmen bulunuyordu. Ancak bu sayı 304 milyon sığınmacı anlamına gelmiyor. BM’nin “uluslararası göçmen” tanımı, kişinin neden göç ettiğine ya da hukuki statüsüne göre yapılmıyor. Öğrenciler, işçiler, aile birleşimiyle başka ülkeye yerleşenler, mülteciler ve sığınmacılar aynı geniş istatistik içinde yer alıyor. Mülteci ve sığınmacıların sayısı ise 51,7 milyon olarak belirtiliyor.

Bu haftaki programda göç ile iltica arasındaki bu ayrıma dikkat çekildi. Savaşlar, siyasal baskılar, yoksulluk ve iklim krizi insanları yerinden ederken, devletlerin verdiği ortak yanıtın daha sıkı sınır kontrolleri, daha hızlı eleme ve daha fazla geri gönderme olduğu vurgulandı.

Hızlandırılan yalnızca kararlar mı?

Avrupa Birliği’nin (AB) Göç ve İltica Paktı, iki yıllık hazırlık döneminin ardından 12 Haziran’da uygulanmaya başladı. Yeni sistem, AB sınırlarına düzensiz yollarla gelenler için kimlik, güvenlik, sağlık ve kırılganlık taraması öngörüyor.

Uluslararası koruma kabul oranı yüzde 20’nin altında olan ülkelerden gelenler, yetkilileri yanıltmakla suçlananlar ve güvenlik riski taşıdığı değerlendirilenler için sınır prosedürü zorunlu hale getirildi. Başvuru ve itiraz sürecinin 12 hafta içinde tamamlanması, ret kararı verilenlerin yine sınır bölgesinde yürütülecek geri gönderme prosedürüne alınması öngörülüyor.

Paktla birlikte yürürlüğe giren “güvenli menşe ülke” listesi, Türkiye’den yapılan başvuruları da doğrudan ilgilendiriyor. Şubatta kabul edilen AB listesi, Ukrayna dışındaki aday ülkelerin yanı sıra Kosova, Bangladeş, Kolombiya, Mısır, Hindistan, Fas ve Tunus’u kapsıyor. Türkiye de AB’ye aday ülke olduğu için listede yer alıyor.

Bu sınıflandırma, Türkiye’den gelen herkesin başvurusunun otomatik olarak reddedileceği anlamına gelmiyor. Her dosyanın bireysel olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak başvurucu, ülkesinin kendisi açısından neden güvenli olmadığını hızlandırılmış bir prosedür içinde göstermek zorunda kalıyor.

Programda yeni dayanışma mekanizması da tartışıldı. Düzenleme sıklıkla “ya sığınmacı al ya para öde” biçiminde özetlense de sistem üç seçenek içeriyor: Üye devletler, göç baskısı altındaki ülkelerden sığınmacı kabul edebiliyor, mali katkı sağlayabiliyor ya da personel ve ekipman desteği sunabiliyor. Bununla birlikte hiçbir üye devlet sığınmacı kabul etmeye zorlanmıyor; devletler katkı biçimini kendileri belirleyebiliyor.

Haziranda Avrupa Parlamentosu (AP) ile AB Konseyi arasında varılan geçici uzlaşma ise AB’de kalma hakkı olmadığına karar verilen kişilerin üçüncü ülkelerde kurulabilecek “geri gönderme merkezlerine” yollanmasının önünü açıyor. Henüz tamamlanmış bir uygulama bulunmasa da düzenleme, iltica ve geri gönderme süreçlerinin giderek AB sınırlarının dışına taşındığına ilişkin tartışmaları güçlendiriyor.

Wilders gitse de politikaları sürüyor

Ceren Bayar daha sonra tartışmayı Hollanda’ya taşıdı.

Geert Wilders’in liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), 2023 seçiminden birinci çıkmış ve göç politikası koalisyon görüşmelerinin merkezine yerleşmişti. Wilders, taleplerinin yeterince hızlı uygulanmadığını söyleyerek Haziran 2025’te koalisyondan çekildi ve hükümet düştü.

Ekim 2025’te yapılan erken seçimde PVV 11 sandalye kaybetti. Demokratlar 66 (D66) ile PVV 26’şar sandalye kazandı; D66 yaklaşık 30 bin oy farkla seçimi önde tamamladı. Şubat 2026’da D66, Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD) ve Hıristiyan Demokrat Çağrı’nın (CDA) kurduğu Rob Jetten başkanlığındaki azınlık hükümeti göreve başladı.

Wilders hükümet dışında kalsa da göç politikasında yarattığı eksen ortadan kalkmadı. Yeni hükümetin koalisyon anlaşması, uzun vadede iltica başvurularının AB dışında yapılmasını ve değerlendirilmesini hedefliyor.

12 Haziran’dan sonra düzenlenen yeni sığınma oturum kartları üç yıl geçerli hale geldi. Süresiz sığınma iznine yeni başvuru imkânı kaldırıldı. Koşulları karşılayanlar için beş yılın ardından “uzun süreli AB mukimi” (AB’de uzun süreli ikâmet eden kişi) statüsüne başvuru yolu açık kalırken, aile birleşimine ilişkin bazı başvurular hakkında karar verilmesi yeni kurallar nedeniyle geçici olarak durduruldu.

AfD artık yalnızca bir protesto partisi değil

Almanya’daki aşırı sağın yükselişi programın bir diğer başlığıydı.

AfD, Şubat 2025’te yapılan federal seçimde ikinci oyların yüzde 20,8’ini aldı. Parti, 2021’de yüzde 10,4 olan oy oranını iki katına çıkardı ve 152 milletvekiliyle Federal Meclis’in en büyük muhalefet partisi oldu.

AfD’nin yükselişi 2026’daki eyalet seçimlerinde de devam etti. Parti, mart ayında Baden-Württemberg’de yüzde 18,8 oy alarak 35 sandalye kazandı. Rheinland-Pfalz’da ise oy oranını yüzde 19,5’e çıkardı. Bu sonuçlar, AfD’nin desteğinin yalnızca eski Doğu Almanya eyaletleriyle sınırlı kalmadığını gösterdi.

Parti açısından yeni eşik, 6 Eylül’de seçim yapılacak Saksonya-Anhalt eyaleti olacak. ZDF’nin 28 Ağustos tarihli Politbarometer araştırması, AfD’yi yüzde 40’la birinci, Almanya Hıristiyan Demokrat Birliği’ni (CDU) ise yüzde 23’le ikinci gösteriyor. Bunun bir seçim sonucu değil kamuoyu araştırması olduğu belirtilirken, ölçüm AfD’nin eyalette açık ara birinci parti olabileceğine işaret ediyor. Hükümetin nasıl kurulacağı ise sandalye dağılımına ve diğer partilerin tutumuna bağlı olacak.

AfD’nin hukuki statüsü de programda ele alındı. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı, partiyi Mayıs 2025’te “kesin olarak aşırı sağcı” bir oluşum şeklinde sınıflandırmıştı. Köln İdare Mahkemesi, Şubat 2026’da ana dava sonuçlanıncaya kadar kurumun bu sınıflandırmayı kullanmasını ve AfD’ye bu statüyle muamele etmesini durdurdu.

Mahkeme, parti içinde demokratik anayasal düzene aykırı çabalar bulunduğuna ilişkin yeterli işaretler olduğu, ancak mevcut aşamada bu eğilimin partinin tamamını tanımladığının kanıtlanmadığı değerlendirmesini yaptı. Bu nedenle AfD’nin “kesin olarak aşırı sağcı” şeklindeki resmî sınıflandırması yargı süreci tamamlanıncaya kadar askıda bulunuyor.

Sınıflandırmanın onanması AfD’yi kapatmayacak, ancak parti üzerindeki istihbarat denetimini genişletecek. Kapatma veya devlet yardımının kesilmesi için Federal Anayasa Mahkemesinde ayrı bir süreç gerekiyor.

“Remigrasyon” kimin dönüşü?

AfD’nin yükselişi ele alınırken Avrupa aşırı sağının son yıllarda daha sık kullandığı “remigrasyon” kavramı da tartışıldı.

Sözcük, kimi parti metinlerinde oturum hakkı bulunmayan kişilerin geri gönderilmesi için kullanılıyor. Kimlikçi aşırı sağ ağlarda ise daha geniş bir anlam taşıyor: Yasal yollarla gelmiş göçmenleri, hatta vatandaşlık kazanmış ancak “yeterince asimile olmadığı” ileri sürülen kişileri de kapsayan uzun vadeli bir nüfus politikası öneriliyor.

Sokakta ve belediye kapılarında

Göçmen karşıtı siyaset Hollanda’da yalnızca parlamento ve hükümet politikaları üzerinden ilerlemiyor.

Eylül 2025’te Lahey’de düzenlenen göç karşıtı gösterinin şiddet olaylarına dönüşmesinin ardından “Defend” adıyla örgütlenen yerel gruplar hızla çoğaldı.

Pointer ile Justice for Prosperity’nin araştırmasına göre en az 35 yerel Defend grubu kuruldu. 20 Eylül 2025’ten sonra düzenlenen 29 göç ve sığınmacı merkezi karşıtı gösterinin 21’inde bu grupların üyeleri tespit edildi.

Araştırma kapsamında Defend Netherlands’ın Temmuz 2025 ile Şubat 2026 arasındaki Telegram yazışmalarında paylaşılan 7 bin 555 mesaj da incelendi. Mesajlarda ırkçı, antisemitist ve Müslüman karşıtı ifadelerin yanı sıra Nazi sembollerinin dolaşıma sokulduğu belirlendi.

Bir gemide üç yıl

Adem Özgür, yaklaşık üç yıldır Haarlem’de sığınmacıların barındırıldığı Prenses Virginia adlı gemide yaşıyor. Özgür’ün iltica başvurusu reddedildi; karara karşı yürüttüğü hukuki süreç ise devam ediyor.

Programın son bölümünde Ceren Bayar, sertleşen iltica politikalarının bir sığınmacının gündelik hayatında nasıl karşılık bulduğunu sordu.

Özgür, kamplarda üç, dört, hatta beş yıldır başvurusu hakkında karar bekleyen insanlarla karşılaştığını anlattı.

Hollanda Göç ve Vatandaşlık Dairesi (IND) de 12 Haziran 2026’dan önce yapılan çok sayıda başvurunun hâlâ sonuçlandırılmadığını belirtiyor. Kurum, bu tarihten önce yapılan başvuruların tamamını karara bağlamak için üç yıla kadar süresi olduğunu açıkladı.

Özgür’e göre dosyanın beklemesi, hayatın da beklemesi anlamına geliyor. Çalışma, eğitim, konut bulma, şehir değiştirme ve aileyle yeniden bir araya gelme imkânları, kişinin hukuki statüsünden ve başvurusunun hangi aşamada olduğundan bağımsız değil.

“İnsan yıllarca ne zaman taşınacağını, nerede yaşayacağını, dosyasının ne zaman sonuçlanacağını bilmeden kalıyor” diyen Özgür, belirsizliğin başlı başına bir yönetim biçimine dönüştüğünü söyledi.

Gemide programının ortaya çıkışında da bu deneyim bulunuyor. Özgür, programı yalnızca sığınmacıların hikâyelerini aktaran bir yayın değil, aynı zamanda bu dönemin kaydı olarak gördüğünü belirtti.

Özgür’e göre sığınmacılar medyada çoğu zaman adları, meslekleri ve geçmişleriyle değil; “Suriyeli”, “Afgan” ya da “Somalili” gibi kategorilerle yer alıyor. Bir saldırı, kaza veya kriz yaşandığında haberin konusu olan insanlar, daha sonra yeniden görünmez hale geliyor.

Program boyunca yapılan değerlendirmelerin odağında da bu çelişki vardı: Avrupa’da iltica hakkı hukuken ortadan kalkmış değil. Ancak hızlandırılmış sınır prosedürleri, güvenli ülke listeleri, üçüncü ülkelerde kurulması planlanan geri gönderme merkezleri ve yıllara yayılan bekleme süreleri, bu hakka erişimi giderek zorlaştırıyor.

Tartışma bu nedenle yalnızca kabul ya da ret kararına değil, kararın ne zaman verileceğine ve sığınmacının bu süre boyunca hangi koşullarda yaşayacağına dayanıyor.

Daha önce YouTube kanalımızda yayınlanan bu programın metninin hazırlanmasında yapay zekâdan faydalanılmıştır.