Güvende olan hangi aile?

“İnsanlık, tarihî bir sınavdan geçiyor. Bizler de insan olmakta ısrar ve direnç göstermeliyiz. Bu ülke, evlatlarından vazgeçmeyen annelerin direnişleri ile dolu. Yalnız değiliz.”
*Sanatçı Sofie Thorhauge’nin hayali bir sığınağa çekilmeyi anlatan “Sweet Escape” serisinden bir çalışma.

LGBTİ+’ları ve derneklerini de kapsayan 12 Eylül tarihli “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında 83 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında dernek kurucuları ve üyelerinin de bulunduğu en az 25 insan hakları savunucusu yer alıyor.

İsminde “aile” kelimesi bulunan soruşturma, LGBTİ+ çocukların ailelerini ve ailelerin oluşturduğu dayanışma ağlarını da hedef aldı. Soruşturma kapsamında tutuklanan isimlerden biri, hâlâ Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan LGBTİ+ çocuk annesi Nedime Erdoğan. Erdoğan, aynı zamanda Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER) kurucusu ve Kaos GL Yönetim Kurulu üyesi.

LGBTİ+ çocuk anneleri ve GALADER gönüllüleri Evren Özcan ve Emine Köygülü, operasyonların ardından ailelerde oluşan kaygıyı ve örgütlenme özgürlükleri hedef alınırken dayanışmanın nasıl bir sığınak hâline geldiğini anlattı.

“Cadı avı”

12 Eylül gecesi başlayan ve etkisi süren operasyonlarda LGBTİ+’ların hedef alınması sizin için ne ifade ediyor? Bir anne ve hak savunucusu olarak o geceyi nasıl yaşadınız?

Evren Özcan: Son birkaç yıldır köpürtülen nefret söylemlerinin çok kötü yerlere gideceğini tahmin ediyorduk. Yüreğimiz ağzımızda, bu iktidar daha nasıl bir kötülük yapacak, diye kaygılıydık. Defalarca, HÜDA PAR zihniyetli “recm yasaları” diyorum ben buna, yasa düzenlemelerini getirmeye çalıştılar. İnsanlıkla derdi olan her kesim de bu süreci kaygıyla takip etti. Her defasında demokratik muhalefetin, özellikle de kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin direnişi ve itirazları ile geri çekildi bu yasalar. Ama 12 Eylül operasyonları bize bu iktidarın zulmetmek için yasaya da ihtiyacı olmadığını gösterdi. Çağımızın engizisyonu kararını verdi ve cadı avını başlattılar. Bir anne olarak ise çok üzgün ve öfkeliyim. Çocuklarımızın hayatları yok sayılmak isteniyor. Umutları kırılarak hayat ile bağları koparılmak isteniyor. Nasıl kabul edebilirim ki bunu?  

Emine Köygülü: Ben de tıpkı Evren gibi bir cadı avı başlıyor diye düşündüm. Bu coğrafyada ötekiyseniz, onlara benzemiyorsanız sindirilmeniz, cezalandırılmanız, mümkünse yok olmanız istenir. Tarihte bunun çokça örneğini gördük. Ben bunu bir Alevi, bir Zaza, bir kadın olarak yaşadım. Şimdi de bir LGBTİ+ annesi olarak yaşıyorum. 12 Eylül gecesi Ankara’da GALADER’in bir etkinliğine davetliydim. Gece yarısı, GALADER’in kurucusu ve benim gibi LGBTİ+ annesi olan arkadaşım Nedime (Erdoğan) gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Güvende olması gereken onların sınırlarını çizdikleri aile mi; yoksa şiddette uğrayan, her türlü ayrımcılığı yaşayan, kriminalize edilen LGBTİ+’lar mı? Ki bunun 12 Eylül gibi bir tarihte yaşanması ayrıca manidardı. 

“Bizim çocuklarımızı kim koruyacak?”

İktidar ve iktidara yakın medya, operasyonu “Ailem Güvende” olarak adlandırdı. LGBTİ+ çocukların aileleri olarak baktığınızda devletin tarif ettiği ile sizin kurduğunuz aile arasında nasıl bir fark var? 

E.Ö.: Operasyonun adı da manidar tabii. Dünyadaki tüm faşist-gerici iktidarlar can yeleği gibi aileye sarıldılar. Vatikan’dan ülkemize kadar, hepsi kendi makbul ailelerini kurtarma derdine düşmüş. Peki bizi, bizim ailelerimizi, çocuklarımızı bu devletlerin şiddetinden kim koruyacak? Beni asıl yaralayan şey çocuklarımızın hayatlarının bu kadar görünmez kılınması. Bu çocukları da doğuran, büyüten, onlar için hayaller kuran, kaygılanan aileleri, anneleri var. Bunu topluma unutturmak istiyorlar. Sanki bizim çocuklarımız uzaydan bu dünyaya ışınlanmış gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Hayır onları biz doğurduk, biz büyüttük. Canları acıdı onlarla birlikte ağladık, oyun oynarken yaralandılar, yaralarını sardık; onlar için hayaller kurduk. Evlatlarımız bu dünyaya ait, bu toprakların çocukları ve herkes kadar gerçekler. Birileri istedi diye yok olmayacaklar. Bizler çocuklarımızı koşulsuz seven, her zorlukta yanlarında olan, onlarla üzülen, onlarla sevinen, tam da olması gereken aileleriz. Bizim aile gerçeğimizin onların istediği aile olmadığı kesin. Çünkü içinde şiddet yok, öldürme yok, istismar yok, utandırma yok…  

E.K.: Bir anne olarak ben, bize dayatmaya çalıştıkları makbul aile kavramını reddediyorum. Benim ailem tüm renkleriyle güzel ve özel. Çocuğumun hayalleri ve yaşamı ona ait. Ben yanında sadece destekçisi, yol arkadaşıyım. Operasyonları yalnızca LGBTİ+’lara değil, onların yanında duran ailelere ve dayanışma ağlarına yönelik bir saldırı olarak görüyorum. Artık çocuklarımızın yanında durmamız, onların haklarını savunmamız da hedef hâline getiriliyor. Devletin aileyi koruma iddiasıyla LGBTİ+’ları ve onların ailelerini hedef almasını kabul etmiyorum. Aile dediğimiz şey tek bir kalıba sığmaz. Sevgi, dayanışma ve birbirinin hayatına saygı üzerine kurulur. 

“Çocuklarımızı böyle doğdukları için mi suçluyorlar?”

Bugün çocuklarınızın cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliğinin bir suç isnadının parçası hâline getirilmesi karşısında en temel itirazınız nedir?  

E.Ö.: Ne ile suçluyorlar çocuklarımızı? Böyle doğdukları için mi? Başka hangi gerekçeleri  var? Bakın tutuklanan insanlara; aralarında hırsızlık-yolsuzluk yapan yok, birini istismar eden, öldüren yok. İnsanlığa karşı işlenmiş ve hukukun da konusu olabilecek hiçbir “suça bulaşmış” değiller. Önümüzde onları itibarsızlaştırmak için atılan iftira ve karalamalardan başka bir şey yok. Mahkemede eğer “Niye böyle doğdunuz?” diye sorarlarsa bizleri de çağırsınlar o salonlara, neticede onları dünyaya getiren bizleriz. 

Evren, siz bir konuşmanızda LGBTİ+ çocukların adalete erişiminde ebeveynlerin görünür olmasının öneminden söz etmiştiniz. Bu zor dönemde ebeveynlerin görünür olması ne anlama geliyor?

Varoluşları nedeniyle suçlanan çocuklarımızı bizler savunmazsak bunu  kimden talep edebiliriz? Onlar bizim evlatlarımız, gerçekliklerini en iyi bizler biliyoruz. Neler yaşadıklarını, hangi acılardan geçtiklerini, nefret söylemleri karşısında nasıl yaralandıklarını en iyi bizler biliyoruz. O nedenle en çok biz ebeveynler ses çıkarmalı, gerçeği haykırmalıyız. Her platformda sesimizi duyurmalı, evlatlarımızın hayatlarının ne kadar kıymetli olduğunu anlatmalıyız.  

“Çocuklarımızın yanında olmak suç değil”

Operasyon sonrasında bazı ailelerde korku nedeniyle yeniden gizlenme ya da geri çekilme yaşandığını gözlemlediniz mi?

E.Ö.: Orantısız ve haksızca yüklenen bir iktidar ve güçle karşı karşıyayız, kaygılanmamız  korkmamız elbette normal. Ama söz konusu evlatlarımız ve bu korkuya teslim olmamalıyız. Yan yana durmak, dayanışmaktan vazgeçmemek en büyük gücümüz olmalı. Bu ülke evlatlarından vazgeçmeyen annelerin direnişleri ile dolu. Yani yalnız değiliz.  

E.K.: Galader’in kuruluşundan bu yana temel meselelerinden biri ailelerin de LGBTİ+ hak  mücadelesinin bir parçası olduğunu göstermekti. Çünkü çocuklarımızın yalnız olmadığını bilmesi kadar, ailelerin de yalnız olmadığını bilmesi önemli. Bugün Galader’in ve onun etrafında örgütlenen ailelerin hedef alınması, aslında bu dayanışmanın kendisinin hedef alınmasıdır. Bence burada önemli bir kırılma var. Çünkü artık sadece LGBTİ+ çocuklar değil, onların yanında duran aileler de kriminalize edilmeye çalışılıyor. Ama bu bize geri çekilmemiz gerektiğini değil, dayanışmayı daha da büyütmemiz gerektiğini gösteriyor. Çocuklarımızın yanında olmak bir suç değil, ebeveynlik sorumluluğumuz. 

“Çocuk-aile-ahlâk” üçgeni

İktidar ise çocukları ve aileyi koruma iddiası ile hareket ettiğini söylüyor. Buna dair ne söylemek istersiniz?

E.Ö.: “Çocuk-aile-ahlâk” üçgeni, ülkemizde en ölümcül kombinasyona dönüştü. Kadın ve çocuklar en çok ahlâk adı altında, onların kutsadığı aile çatısı altında katlediliyor, istismara uğruyor. Neresinden tutsanız elinizde kalan bir iktidar söylemi bu. Bizim çocuklarımız bu toplumun bir parçası. Onlar da öğretmen, avukat, psikolog, doktor, aşçı, berber, kasiyer… Hepsi toplumun birer parçası. Ama iktidar bu nefret söylemini sürdürdükçe toplumdaki herkesi çocuklarımıza karşı birer tetikçiye çevirmek istiyor. Çocuklarımız bu nefretin önüne atılmak isteniyor.  

E.K.: Bu politikaların gündelik hayatımıza çok fazla sirayet ettiğini düşünüyorum. Çocuk, aile ve ahlâk kavramları kullanılarak aslında kimin makbul, kimin makbul olmadığını tarif  etmeye çalışıyorlar. Ben çocuğumun hayatına dair kararların devlet tarafından verilmesini istemiyorum. Çocuğumun kim olduğu, kimi sevdiği, nasıl yaşayacağı benim için bir tehdit değil. Benim görevim onu korumak, yanında olmak ve kendi hayatını kurabilmesine destek olmak. “Aileyi koruyoruz” dediklerinde de şunu sormak gerekiyor: Hangi aileyi koruyorsunuz? LGBTİ+ çocukların ve ailelerinin yaşadığı ayrımcılık, baskı ve korku da gerçek. Bizi korumak istiyorsanız önce bizi hedef göstermekten vazgeçin. 

“Bizi korkutarak birbirimizden koparamazlar”

LGBTİ+ lar ve aileleri dışında kalanlar bu süreçte ne yapabilir?

E.Ö.: Aslında dayanışmanın çok değerli ve güzel örneklerini yaşıyoruz. Çocuklarımız  yalnızlaştırılmaya ve görünmez kılınarak yok sayılmaya çalışılıyor. Şimdi herkesin LGBTİ+’ların yaşamlarının bir parçası olduğunu yüksek sesle ve cesurca söylemeleri gerekiyor. Benim komşum, benim dostum, benim çocuğum, yeğenim, kardeşim, benim, benim…Yani LGBTİ+ benim diyebilmeliyiz.  

E.K.: Operasyonlarda sadece LGBTİ+’ların değil, onların etrafında örgütlenen ailelerin, dayanışma ağlarının ve hak örgütlerinin de hedef alınması bana göre çok açık bir şey gösteriyor. LGBTİ+’ları yalnızlaştırmak istiyorlar. Çünkü bir LGBTİ+ çocuğun yanında duran ailesi varsa, dayanışma varsa, hak örgütleri varsa o çocuk yalnız değil. Bence asıl rahatsız oldukları şey de bu. İnsanların bir araya gelmesi, birbirine destek olması ve “Yalnız değilsiniz,” demesi. Ama bizi korkutarak, sindirerek birbirimizden koparamazlar. Tam tersine böyle zamanlarda dayanışmaya daha çok ihtiyacımız var. 

“Ben buradayım”

Operasyonlar nedeniyle korkan, kaygısı artan, “Ne yapacağımı bilemiyorum,” diyen ailelere ne söylemek istersiniz? 

E.Ö.: Bu zalimlikler karşısında korkmamız son derece normal. Sonuçta hepimiz evlatlarımız ile sınanıyoruz. Nasıl kaygılanmayalım? Ama bu korkuya teslim olmayalım.Yan yana durmak, seslerimizi çoğaltmak çok önemli. İnsanlık tarihî bir sınavdan geçiyor, bizler de insan olmakta ısrar ve direnç göstermeliyiz. 

E.K.: Önce yargılamadan dinle. Bilmiyorsan öğrenmeye başla. Çocuğun adına konuşma. Çocuğunun konuşmasına izin ver. Korktuğun için hemen cevaplar bulmak zorunda değilsin. Önce onu dinle ve yanında olduğunu hissettir. Ve unutma, o hâlâ senin çocuğun, senin kardeşin, senin yeğenin. Onu sevmek için değiştirmene gerek yok. Bazen yapabileceğin en önemli şey yanında durmak ve “Ben buradayım,” demektir.