Spot Basın Kooperatifi’nden Suzan Saka’nın sunduğu “4 Kapı 40 Makam” programının konuğu olan gazeteci Ali Duran Topuz, Öcalan’a atfedilen İdris-i Bitlisi ile Yavuz Sultan Selim ittifakı değerlendirmesini, bu değerlendirmeye gelen tepkileri ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın bildirgeye verdiği yanıtı ele aldı.
Topuz’a göre tartışmayı yalnızca tarihsel bir mesele olarak ele almak, bugünkü siyasal ve toplumsal kaygıyı gözden kaçırıyor. İdris-i Bitlisi ile Yavuz Sultan Selim arasındaki ilişkinin dönemin siyasal ittifaklarından biri olduğunu belirten Topuz, bunu doğrudan “Alevileri katletmek amacıyla kurulmuş bir ittifak” şeklinde tanımlamayı doğru bulmuyor. Bununla birlikte, ittifakın öncesinde ve sonrasında çok sayıda Alevi katliamının yaşandığını hatırlatıyor.
Tarihsel ittifaktan güncel siyasete
Topuz, söz konusu ittifakın PKK’nin silahsızlanması ve fesih süreci bağlamında çeşitli siyasetçiler tarafından gündeme getirildiğine dikkat çekiyor. Bu referansların güncel bir siyasal çerçeve oluşturduğunu savunarak özellikle Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un açıklamalarına işaret ediyor.
Topuz, Kurtulmuş’un ittifak sonrasında Şah İsmail’in yenilmesini ve Müslümanların Anadolu’da başı dik gezmeye başlamasını öne çıkaran sözlerine dikkat çekiyor. Bu sözleri, Alevileri Müslümanlığın dışında konumlandıran bir anlayışın göstergesi olarak değerlendiriyor.
Topuz’a göre esas soru, bu tarihsel referansların bugün Alevileri dışlayan ve Sünnilik ekseninde bir Türk ve Kürt ittifakı fikrini besleyen siyasal anlatının parçası haline gelip gelmediği. Alevi aydınların yayımladığı bildirgenin temel kaygısının da bu olduğunu düşünüyor.
Bildirge ne ifade ediyor?
Topuz, bildirgenin bütün Alevileri temsil etme iddiasında bulunmadığını, imzacıların bir grup Alevi aydını olduğunu vurguluyor. Bildirgedeki bazı ifadelerin eleştirilebileceğini kabul ediyor; Kürt ve Alevi aydınlara yönelik bazı ithamları da haksız buluyor. Ancak bunların bildirgenin temelindeki kaygıyı geçersiz kılmayacağını savunuyor.
Alevilerin Türkiye ve Suriye’deki yeniden yapılanma süreçlerinde dışlanabileceklerine ilişkin kaygılarının toplumsal bir zemine sahip olduğunu belirten Topuz, bildirgenin barış sürecini sabote eden bir girişim olarak görülmesine karşı çıkıyor. Bildirgenin barışa ya da silahsızlanmaya itiraz etmekten çok, yeni siyasal yapılanmada Alevilerin konumunun ne olacağı sorusunu gündeme getirdiğini düşünüyor.
Bu açıdan Öcalan’ın böyle bir söz söyleyip söylemediği, Topuz için tartışmanın ikincil boyutu. Asıl mesele, yeni siyasal yapılanmanın Alevileri dışlayan ve Sünniliği merkeze alan bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceği.
Bakırhan’ın yanıtı neden tepki çekti?
Topuz’a göre Bakırhan, bildirgedeki tarihsel ve siyasal değerlendirmeleri eleştirebilir. Ancak bildirgenin altında yatan kaygıya da yanıt vermesi, Sünnilik ekseninde bir ittifakın söz konusu olmadığını ve Alevilerin dışlanmasının kabul edilmeyeceğini açıkça ortaya koyması gerekirdi.
Topuz, Bakırhan’ın bunun yerine Alevileri, doğru ve yanlışın kendilerine anlatılması gereken bir topluluk gibi konumlandıran bir üslup kullandığını düşünüyor. “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız” ifadesini de bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak değerlendiriyor. Bu sözlerin, Alevilerin siyasal alandaki varlığını küçümseyen ve onları siyasetin doğal özneleri olmaktan çıkaran bir anlam taşıdığını belirtiyor.
Alevilerin farklı siyasi partilerde yer almasının ve parlamentoda temsil edilmesinin temel bir siyasal hak olduğunu vurgulayan Topuz, onları siyasal olarak hizaya getirmeye çalışan yaklaşımı kabul edilemez buluyor.
Kaygılara siyasi bir yanıt gerekiyor
Bakırhan’ın açıklamalarına yönelik tepkilerin, Aleviler barış sürecine karşıymış gibi yorumlanmasını da Topuz reddediyor. Kürtler ve Aleviler arasındaki tarihsel ve toplumsal bağlara dikkat çekerek çok sayıda Kürt Alevinin Kürt siyasal hareketinde yer aldığını, Alevilerin önemli bir bölümünün de Kürtlerin eşitlik ve özgürlük taleplerini desteklediğini belirtiyor.
Topuz’a göre açıklamalar Alevilerde kırgınlık, kaygı ve hayal kırıklığı yaratabilir. Ancak bu durumun, büyük ölçüde iç içe olan iki toplumsal kesim arasındaki siyasal ilişkiyi bütünüyle ortadan kaldıracağını düşünmüyor.
Bakırhan’ın açıklamalarının düzeltilmesi gerektiğini savunan Topuz, bunun yalnızca üslupla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyor. Ona göre bu düzeltme iki adımı gerektiriyor: Birincisi, Alevileri küçümseyen ve siyasal iradelerini sorgulayan üsluptan vazgeçilmesi. İkincisi, Alevilerin temel kaygısına açık ve siyasi bir yanıt verilmesi.
Topuz’a göre yalnızca İdris-i Bitlisi’nin tarihsel rolünü anlatmak ya da Öcalan’ın böyle bir söz söylemediğini belirtmek yeterli değil. Yanıt bekleyen soru, Alevilerin yeni siyasal süreçte eşit ve özgür biçimde yer alıp alamayacağı.
“Siyasal Alevilik” tartışması
Topuz, “siyasal Alevilik” ve “siyasal Alevicilik” kavramlarının özellikle Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olarak gündeme geldiğini belirtiyor. Bu kavramların, Alevilerin siyasi pozisyonlarını eleştirmek ve onları belirli bir çerçevede tanımlamak amacıyla kullanıldığını düşünüyor.
Aleviliğin tarihsel olarak eşitlik, özgürlük ve farklı bir toplumsal düzen arayışıyla bağlantılı olduğunu savunan Topuz, Alevilerin bu taleplerini güçlü bir siyasal özne olarak ortaya koymasının eksik kaldığını ifade ediyor. Bildirgeyi de kendi siyasal konumlarını doğrudan ifade etme girişimi olarak değerlendiriyor.
Topuz, çözümün Aleviler ile Kürtleri karşı karşıya getirmekten değil, her iki kesimin eşitlik ve özgürlük taleplerini birlikte değerlendirmekten geçtiğini belirtiyor. Hem Alevi tarafının hem de Kürt siyasal hareketinin kendi içinde öz eleştiri yapması gerektiğini savunuyor.
Topuz’a göre yanıt bekleyen soru şu: Yeni kurulacak siyasal alanda kimler eşit olacak, kimler söz sahibi olacak ve Aleviler bu düzen içinde nasıl bir siyasal özne olarak yer alacak?
Ne olmuştu?
“Alevi Aydınlar Bildirgesi”, Abdullah Öcalan’a atfedilen Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi referansına tepki olarak yayımlandı. “Yavuz Selim ve İdris-i Bitlisi referanslı arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz” başlıklı bildirgede, “Kürt sorununun çözümü doğrultusundaki yasal çalışmaları önemsiyoruz; ancak 16. yüzyıldan kalma arkaik ve kanlı bir referansla çözümü reddediyoruz” denilmişti.
Bildirgeye sert tepki gösteren Bakırhan’ın, geçmişte DEM Parti geleneğinde siyaset yapan imzacılara ilişkin “Bir de sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum” sözleri yoğun biçimde eleştirildi.
Bakırhan ayrıca, “Kürt Hareketi’ni eleştirmek, Öcalan’ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa bana kusura bakmayın o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok” dedi.
Daha sonra “Kendimi ifade ederken maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım” açıklamasını yapan Bakırhan, “sokaktan getirmek” ifadesiyle küçümsemeyi değil, siyasette alan açmayı kastettiğini belirtti.
Daha önce YouTube kanalımızda yayımlanan bu programın metninin hazırlanmasında yapay zekâdan yararlanılmıştır.


