Almanya’da eylülde yapılan eyalet seçimlerinde AfD, Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de birinci oldu. Berlin’de ise Türkiye kökenli Elif Eralp’in liste başı olduğu Die Linke (Sol Parti) seçimi kazandı. Seçimin ardından Eralp’e yönelik antisemitizm suçlamaları ve Die Linke’ye karşı “radikal sol” tartışmaları gündeme geldi.
Evrensel yazarı Yücel Özdemir, sonuçları Spot Basın Kooperatifi’nin Gemide programında değerlendirdi.
Özdemir’e göre Almanya’da siyaset, ekonomi ve dış politika ülkeyi kutuplaşmaya doğru götürüyor. İktidardaki Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratlar izledikleri politikalar yüzünden güç kaybediyor. Sosyal Demokratlar, bir dönem hariç 1998’den bu yana hep hükümet ortağı oldu. Muhalefet yapamayan Yeşiller ve FDP de beklenen oyu alamıyor.
Bu boşluğu dolduran iki parti var: AfD ve Die Linke. Özdemir ikisini de protesto oyu yüksek partiler olarak tanımlıyor: “Seçmen, sermayenin siyasetini uygulayan partilere tepki göstermek için sandığa gittiğinde oyunu AfD’ye ya da Sol Parti’ye veriyor.”
Doğu Almanya’da bu tepkinin somut göstergesi katılım oranı. Saksonya-Anhalt’ta katılım yüzde 60 civarından yüzde 78’e çıktı. Genelde ilgi görmeyen eyalet seçimlerinde daha önce sandığa gitmeyenler bu kez gidip AfD’yi seçti.
Şansölye Friedrich Merz sonuçları “felaket” olarak nitelendirdi. Partisi Mecklenburg-Vorpommern’de barajı bile geçemedi. Özdemir’e göre sistemin kurucu partisinin bir eyalette barajın altında kalması İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez yaşanıyor. Buna rağmen Merz, sağlık ve emeklilik başta olmak üzere birçok alanda kesinti anlamına gelen “reform” politikalarından geri adım atmayacaklarını söylüyor.
Özdemir’e göre Ukrayna’ya destek adı altında militarizme devasa bütçeler ayrılırken sosyal harcamalar kısılıyor ve halk bu duruma tepki gösteriyor. Özdemir, bu gidişat sürerse AfD’nin ülke çapında daha da yükseleceğini, Sol Parti’nin de güçleneceğini öngörüyor.
Berlin’in iki yüzü
Özdemir, Berlin sonuçlarının tek yönlü okunduğunu düşünüyor. Sol Parti’nin birinci olması ve bir göçmen siyasetçinin başkanlığa yaklaşması Avrupa’da solu heyecanlandırdı. Ancak gözden kaçan bir nokta var: “AfD, Berlin gibi kozmopolit bir kentte oyunu iki katına çıkardı. Medya daha çok solu tartışıyor, AfD’nin yükselişi unutuldu. Oysa asıl ona odaklanıp onu sorgulamamız lazım.”
Kreuzberg, Neukölln ve Wedding gibi göçmenlerin yoğun yaşadığı merkez semtlerde Sol Parti’nin oyu yer yer yüzde 50’ye ulaştı. Kenar semtlerde ve varlıklı kesimlerin oturduğu bölgelerde ise AfD güçlendi. Sol Parti’nin başarısında gençlerin payı büyük: Her iki genç seçmenden biri Sol Parti’yi seçti. Doğu eyaletlerinde AfD’ye yarayan katılım artışı, Berlin’de solun hanesine yazıldı.
Göçmen oyları Sol Parti’ye kaydı
Özdemir, Berlin’deki sonucu Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığını kazanmasına benzetiyor. Bazı çevreler bu isimleri “yeni yükselen solun göçmen aktörleri” olarak tanımlıyor.
Berlin’de çok sayıda Türkiye kökenli seçmen var ve bunların yarısından fazlasının oy hakkı bulunuyor. Özdemir bunun tarihsel arka planını şöyle anlatıyor: Almanya bölünmüşken Batı Berlin’e gitmek adeta sürgün sayıldığı için göç teşviklerle sağlanıyordu. 1966 Varto depremi gibi afetlerin ardından Varto, Hınıs ve Gümüşhane’den gelenler kente yerleşti. Kentin Türkiye kökenli nüfusu genel olarak sol eğilimli; AKP’nin Almanya’da en düşük oyu aldığı yer de Berlin.
Göçmenler uzun yıllar Sosyal Demokratlara, ardından Kreuzberg gibi semtlerde Yeşiller’e oy verdi. Bu seçimde ikisi de oy kaybetti. Özdemir bunu şöyle özetliyor: “Matematik olarak iki partinin kaybı Sol Parti’ye yaradı.”
Göçmenlerin Alman siyasetindeki görünürlüğü de artıyor. Federal parlamentoya ve Berlin meclisine giren Türkiye kökenli siyasetçilerin sayısı yükseliyor. Bu siyasetçilerin çoğu Sol Parti ve Yeşiller’de, Hristiyan Demokratlar’da ise az.
Elif Eralp ve Sol Parti’nin geri dönüşü
Özdemir, Elif Eralp’i sürgüne gelmiş sol bir ailenin çocuğu olarak tanımlıyor. Eralp Almanya’da sosyalleşti, siyasallaşması da burada, solda oldu. Uzun süredir Sol Parti’nin aktif üyesi.
2007’de kurulan ve 2009’da yüksek oy alan Sol Parti, sonraki yıllarda iç çatışmalar nedeniyle zayıfladı. Şubat 2025 seçimlerinde pek kimse partinin barajı geçmesini beklemiyordu. Özdemir’e göre dönüm noktası, aşırı sağın Potsdam’daki “remigrasyon”* planının ortaya çıkması oldu. Başta gençler olmak üzere toplumun farklı kesimlerinde güçlü bir sola ihtiyaç olduğu düşüncesi oluştu. Barajın altında görünen parti bir ay içinde meclise girdi ve gençlerden en çok oy alan parti oldu.
Özdemir, Sol Parti’den kopan Bündnis Sahra Wagenknecht’in Şubat 2025 seçimleri öncesinde meclisteki oylamalarda AfD ile birlikte hareket ettiğini ve seçmenin bunu sandıkta cezalandırdığını hatırlatıyor. Aynı uyarıyı Sol Parti için de yapıyor: “Sol Parti cezalandırılmak istemiyorsa, verdiği vaatleri adım adım yerine getirmek zorunda. Bu, solun Avrupa’daki gidişatını da değiştirebilir.”
Faşizmin klasik şablonu yeniden işliyor
Özdemir, aşırı sağın yükselişinin maddi bir zemini olduğunu vurguluyor. Emekçi sınıflar yoksullaşıyor ve sistem partilerine duyulan tepki aşırı sağa yöneliyor. Almanya’da, Hollanda’da, Avusturya’da ve Fransa’da işçi sınıfı aşırı sağa yüksek oranda oy veriyor.
“İşsizlik ve geçim kaygısı yaşayan işçi, aşırı sağın propagandasıyla göçmenleri ve mültecileri bütün sorunların kaynağı olarak görüyor,” diyen Özdemir, faşizmin de yükselirken Yahudileri ekonomik ve sosyal sorunların sorumlusu ilan ederek adım adım iktidara geldiğini hatırlatıyor.
AfD’ye oy veren milyonların hepsi ideolojik nedenlerle oy vermiyor; birçoğu ilk kez, protesto amacıyla sandığa gitti. Ancak Özdemir bir tehlikeye dikkat çekiyor: “Protesto oyu zamanla kalıcı bir dönüşüme yol açabilir. Weimar yıllarında Hitler’e ilk oy verenlerin hepsi faşist değildi.”
Özdemir bugünkü dönemi de Weimar Cumhuriyeti’ne benzetiyor. O yıllarda da hükümetler sürekli değişiyor, ekonomik sorunlar çözülemiyordu. Ancak önemli bir fark olduğunu da söylüyor: “O zaman güçlü bir Komünist Parti vardı. Şu anda Almanya’da ne güçlü bir komünist parti ne de güçlü bir sosyal demokrat parti var. Şimdiki Sosyal Demokrat Parti neoliberalleşmiş, emekçi sınıflara saldıran bir parti.”
“Sermaye yeni bir merkez arıyor”
Özdemir, merkez partiler çöktükçe aşırı sağın “yeni merkez” olarak kabul gördüğünü düşünüyor. Ona göre sermaye, sistemin devam etmesi için yeni bir siyasi aktör arıyor ve bu aktörün ırkçı ya da milliyetçi olması onun için önemli değil. Özdemir, AfD’nin arkasında Axel Springer grubu ve Bild gazetesi, Hristiyan Demokratların sağ kanadı, Müller-Milch gibi büyük şirketler ve İsviçre’ye yerleşmiş Alman milyarderler olduğunu ileri sürüyor.
Örnek olarak İtalya’yı gösteriyor. Özdemir, Giorgia Meloni’nin 2022’de iktidara gelmeden önce Avrupa’da faşist olarak görüldüğünü hatırlatıyor. Ancak Meloni AB’nin ve NATO’nun Ukrayna politikasını savununca başkentlerde kırmızı halıyla karşılandı. Özdemir’e göre Meloni bugün Trump ile Avrupa arasında köprü görevi görüyor.
Özdemir, 2027’deki Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini de bir kırılma noktası olarak görüyor. İkinci tura Jean-Luc Mélenchon ile Marine Le Pen kalırsa, Fransız burjuvazisinin hangi tarafı seçeceği onun demokratlığını gösterecek. Şimdiki eğilim, sermayenin çıkarlarını daha otoriter yönetimler üzerinden savunmaya yöneldiği yönünde.
“Sokaktaki mücadele sürüyor”
Özdemir, Berlin sonucunu toplumun ve gençliğin bir direniş mesajı olarak okuyor. Almanya’da 2024’ün sonundan bu yana milyonlarca insanın katıldığı bir antifaşist hareket var. Son günlerde sendikaların çağrısıyla binlerce kişi sokağa çıktı, gençler zorunlu askerliğe karşı eylem yaptı. Barış hareketi de Ukrayna Savaşı’nın durması için yeni bir eylem hazırlıyor.
Solun görevi, bu dağınık hareketi örgütlü bir direnişe dönüştürmek. Aşırı sağın sermayeden yana neoliberal yüzü ortaya çıktıkça sol hızla yeni bir döneme girebilir: “Syriza ve benzerlerinin yaptığı gibi sistemi onarmaya çalışmak yerine onu değiştirmeye yönelirse, dünyanın değişmesi mümkün.”
“Aşırı sağın babaları Türkiye’de de var”
Avrupa’daki aşırı sağ yükselişi Türkiye medyasında çoğunlukla seçim sonuçlarını aktaran haberlerle sınırlı kalıyor. Özdemir’e göre bu ilgisizliğin bir nedeni, sorunun yalnızca Avrupa’ya ait sanılması: “Avrupa’daki aşırı sağdan yakınıyoruz ama onun babaları Türkiye’de de var. Bu sorun Türkiye’de çoktan vardı. Orada da yükselmiş bir aşırı sağ, otoriterleşmiş bir sistem ve sırf göçmen ve mülteci düşmanlığından beslenerek güç toplayan partiler var.”
* Araştırmacı gazetecilik platformu Correctiv, Ocak 2024’te AfD üyelerinin, aşırı sağcı aktivistlerin ve bazı CDU üyelerinin Kasım 2023’te Potsdam’da gizli bir toplantı yaptığını ortaya çıkardı. Toplantıda göçmen kökenli Alman vatandaşları da dahil milyonlarca kişinin ülkeden çıkarılmasını öngören bir “remigrasyon” planı konuşuldu. Haber, Almanya genelinde milyonlarca kişinin katıldığı protestolara yol açtı.
Adem Özgür’ün sunduğu Gemide programının tamamını Spot Basın Kooperatifi’nin YouTube kanalından izleyebilirsiniz:


