Avrupa göçmenlere 2m² mezarı çok mu görüyor?

2 Metrekare belgeseli, Avrupa’daki Türk göçmenlerin ölüm, aidiyet ve cenaze ritüelleri üzerinden kapitalizmin güncel hâline de ayna tutuyor.

Belçika doğumlu yönetmenin Rotterdam’da ana yarışmada yer alan, Selanik ve İstanbul Film Festivali’nde gösterilen belgeseli 2 Metrekare, Avrupa’daki Türk göçmenlerin ölüm, aidiyet ve cenaze ritüelleri üzerinden kapitalizmin güncel hâline de ayna tutuyor. Ana karakter Tayfun’un hikâyesi etrafında göçmenliğin 2 metrekarelik toprak talebini konuşuyorlar.

Evrim Kaya: Küçük bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Bugün belgesel üzerinden göçmenliği ve ölümü konuşacağız. Volkan Üce ile Her Şeyi Dahil’den sonra 2 Metrekare’yi tanıdık. Rotterdam’da yarıştı, Antalya’da Altın Portakal aldı. Önce seni biraz tanıyalım. Volkan Üce kimdir?

Volkan Üce: 1981’de Belçika’da doğdum. Annem babam aslen Nevşehirli, Kozaklı ilçesinden. Uluslararası ilişkiler okudum, doktoram sırasında sanat işine bulaştım ve çıkamadım. Üçüncü belgeselim 2 Metrekare. Sinema okumadım, belgesel ilk aşkım; bir de kurmaca düşünüyorum ama belgesele devam edeceğim.

Evrim Kaya: Film aidiyet, kimlik, Avrupa’da Türk ve Müslüman olmak üzerine yorumlanıyor. Ama bana kapitalizmin güncel durumu gibi de geliyor. Baş karakter Tayfun’u tanıyalım. Onun yolculuğu kapitalizmin nasıl yaşandığına dair ipuçları taşıyor sanki.

Volkan Üce: Kesinlikle. Ölüm maneviyatla ilişkilendirilir ama maddi yanları da çok güçlü. Tayfun Kayserili, fabrikada gece vardiyasında tulumla çalışıyor. Hayali zengin olup takım elbise giymek. Babasının cenazesini yıkamaya cesaret edememiş biri. Eşine mantıcı, pastırmacı açalım diyor, eşi istemiyor. Bir gün Belçikalı iş arkadaşının cenazesine gidiyor. Kilisede bir hafta beklenen, şiirler, mektuplar, şarkılar ve fotoğraflarla yapılan merasimi görünce etkileniyor. “Bizde panik ve stres var, onlar daha güzel yapıyor” diyor. Önde takım elbiseli düzenleyen adamı görünce “Ben o adam olmak istiyorum, ama Belçika’daki Müslümanlar için” kararını veriyor. Gece fabrikada çalışırken gündüz cenaze okulu okuyor, ilk diplomalı cenazeci oluyor. Başta hedefi büyümek, para kazanmak. Para kazandıkça manevi boyutuna da önem vermeye başlıyor.

Evrim Kaya: Tayfun’u televizyonda gördün. Görünür olmayı çok önemsiyor. Belgesele ikna etmek kolay oldu mu? Hayatının derinliklerine girmeye razı mıydı?

Volkan Üce: Çok istiyordu. Facebook’tan ekledim, 5 binden fazla arkadaşı var, sosyal medyayı ve kameraları seviyor. İlk başlarda o kadar kolaydı ki endişelendim. İlk çekim günü diplomasını asarken kendi kendine “Umarım herkes için hayırlı işler yaparım, bütün dünya benimle gurur duyar” diye konuşuyordu. “Neden kendi kendine konuşuyorsun, deli zannederler” dedim, “Ben hep böyleyim” dedi. Kamera yokken de öyle. Arada bütçe bitince aylarca çekim yapamadık, o beni arayıp “Ne zaman geliyorsunuz?” diye soruyordu. Enerjisi hep yüksekti. Bir kez uykuya daldığında ekip olarak sevinçten yerinde duramadık. Şimdi festivallerde benden fazla promosyon yapıyor, kendi posterlerini paylaşıyor.

Evrim Kaya: Filmde Tayfun göçmenlerin yüzde 95’inin hâlâ memlekete gömülmek istediğini söylüyor. 2 metrekare adı da ondan geliyor. Avrupa’da gömülmek isteyen göçmenin toprak talebi gibi. Neden hâlâ Türkiye’ye gömülmek istiyorlar? Aidiyetle ilgili ne gördün?

Volkan Üce: Avrupa’da son yıllarda ağır bir brand washing var. Şirketler United Colors of Benetton posteri gibi bir-iki siyahi, Türk, Faslı alıyor; “Bakın ne güzel bir toplumuz” diyor. Medya da ekrana renk koymak için arayışa girdi. Bu samimi gelmiyor. 60 yıl önce maden ocaklarına gelen ilk Türklerden sonra entegrasyonun hâlâ iyi durumda olduğunu düşünmüyorum. Azınlıklar kendilerini Avrupa’ya ait hissetseler orada gömülürlerdi. Yüzde 95’inin Türkiye’ye gömülmesi ait olmama hissinin hâlâ çok yüksek olduğunu gösteriyor. Gençler “Beni canlı istemiyorlar ki ölümü ne yapsınlar?” diyor. Ayrıca Avrupa’da yerler kısıtlı; 20 yıl sonra mezarlıkların yetmeyeceği konuşuluyor. Bu aidiyetsizlik kendiliğinden değişecek bir durum değil.

Evrim Kaya: Çekimlerde cenaze izinleri nasıl gitti? Acılı ailelerle çalışmak ne kadar zordu?

Volkan Üce: Çok zor. Eş ve çocuklar izin verse bile amca oğlu, kayınço çıkıp “Ne yapıyorsunuz?” diye tersleyebiliyor. Tartışmaya giremiyorsun, acılı insanlar var. Kayseri’de gazahanede sabah akşam 20-30 dakikada bir acılı aile geliyor. Utanarak bir-iki aileye yaklaşıp sorabiliyorduk. İnsanların en sevdikleri bir kez ölüyor; o anı lekelemek, kötü bir anı olarak kalmak istemedim. O yüzden ürkek davrandık. Bazen gece birden “Gel çek” deyip sabah çekime gidiyoruz, orada engelleniyoruz. Sabır işi.

Evrim Kaya: Bu süreçte ölümle ilişkin, korkuların değişti mi? Tayfun için standartlaşmış gibi görünüyor. Kültürler birbirine benzemeye mi başladı?

Volkan Üce: Ben ölümden korkan biriyim. Çocukken “Yaşlanınca ölümsüzlük gelir” diye avuturdum kendimi. Tayfun “Babamı yıkayamadım, korkuyordum” diyordu. Sonra yemek yerken “Bir çocuk öldü, gömdük” diye anlatıyordu, benim iştahım kesiliyordu. “Acaba ben de böyle mi olurum?” diye ümitlendim ama değişmedi. Morga girerken hâlâ önce o girsin, ben arkadan gireyim diyordum. Almanya’daki cenazecide morgda ölü varken aralarında şaka yapıyorlardı, ben hâlâ korkuyorum. Bir de şunu fark ettim: Yas sürecinde bir hafta beklemek daha sağlıklı olabilir. 24 saat içinde gömme arzusunu tuhaf buluyorum. Hangi fotoğraf, hangi müzik, kim mektup okuyacak diye düşünmek yası daha iyi işler gibi geliyor. Belçika’da doğup büyümüş Türk olarak iki dünyayı kıyaslıyorum; Belçikalılarda her şey daha sakin ve tatlı geçiyor.

Evrim Kaya: Sen nereye gömülmek istersin?

Volkan Üce: Nerede ölürsem orada gömülmek istiyorum. Ölü bedeni uçağa bindirmeyin. Valizlerin arasında kargo gibi gitmek tuhaf. Türkiye’de ölürsem Türkiye’de, İzmir’de ölürsem İzmir’de, Belçika’da ölürsem Belçika’da. Herkes için en sağlıklısı ve en kolayı bu. Uçak, kargo, kağıt işleri stresi kimseye yüklemek istemem.

Evrim Kaya: Film festivallerde nasıl tepki aldı? İnsanlar güldü mü?

Volkan Üce: Rotterdam’da 700 kişilik salonlar sold-out oldu. Çıkışta “Beş kez ağlattın, on kez güldürdün” diyenler oldu. Selanik’te de güzel tepkiler geldi. İstanbul Film Festivali’nde ilk 15 dakika kimse gülmedi, korktum. Sonra biri gülmeye başladı, herkes rahatladı ve sonuna kadar eğlenerek izledi. Belki “Gülmek ayıp olur mu?” diye utandılar. Her Şeyi Dahil 202 ülkeye gitti, her salonun enerjisi farklı oluyor; bu filmde de aynı. Türk izleyicinin tepkisini özellikle merak ediyorum.

Evrim Kaya: Türk izleyici filme nasıl kavuşur?

Volkan Üce: Kışın Mubi’ye çıkacak. Sinema gösterimi de olacak ama tarihi henüz net değil. Instagram’dan takip edebilirler, biz de duyururuz.