Editörün notu: Bu yazı, Dirk Banse, Uwe Müller ve Nette Nöstlinger imzasıyla POLITICO’da 2 Kasım 2024’te yayımlanan haberden çevrilmiştir. Hans Weidel’in SS üyeliği, dernekteki görevi ve hakkındaki soruşturmalarla ilgili ayrıntılar, WELT AM SONNTAG’ın Almanca araştırma metniyle karşılaştırılarak düzenlenmiştir. Haberin ilk yayımlandığı dönemin siyasi bağlamı korunmuştur. Yaklaşan federal seçim ve “gelecek yıl” ifadeleri 2025 seçimlerine işaret etmektedir.
Alice Weidel, Almanya’nın geçmişinden söz etmeyi seviyor. Ancak kendi ailesinin geçmişi hakkında daha az konuşuyor.
Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eş başkanı Weidel, ülkesini, Nazi döneminde işlenen vahşet nedeniyle partisinin “utanç kültü” diye adlandırdığı anlayışı geride bırakmaya çağırıyor. Ne var ki Almanya’ya geleceğe bakma çağrısı yaparken, kendi ailesinin tarihi gölgede kalmayı sürdürüyor.
WELT AM SONNTAG’ın Alman ve Polonya arşivlerindeki kapsamlı belgelere dayanan araştırması, Weidel’in büyükbabası Hans Weidel’in Nazi askerî yargısında önemli görevler üstlendiğini ve yükselişinin Adolf Hitler’in imzasıyla onaylandığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte gazete, eldeki belgelerin onun hangi davalarda görev yaptığını tek tek göstermediğini belirtiyor.

Nazi geçmişinin neredeyse her aileye dokunduğu bir ülkede Weidel ailesinin hikâyesi benzersiz değil. Ancak AfD’nin, Almanya’nın önceki kuşakların yaptıklarıyla yüzleşme ve bunların sorumluluğunu üstlenme çabalarına yönelik tutumu, bu bulguları önemli kılıyor.
AfD’nin o dönemdeki eş başkanı Alexander Gauland, 2018’de Nazi dönemini bin yıllık şanlı tarihin içinde “yalnızca bir kuş pisliği” olarak küçümseyerek ülkeyi sarsmıştı. Bir yıl önce de partinin daha radikal isimlerinden Björn Höcke, bir Holokost anıtını “utanç anıtı” diye nitelemiş ve ülkenin geçmişi anma yaklaşımında 180 derecelik bir dönüş çağrısında bulunmuştu.
Açık radikalizmine ve yetkililerin aşırı sağcı niteliğine ilişkin uyarılarına rağmen AfD’ye destek hızla arttı. Parti, eylül ayında ilk eyalet seçimi zaferini kazanarak aşırı sağın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana elde ettiği en önemli seçim başarısına imza attı. Şimdi ise baş adayı Alice Weidel ile yaklaşan federal seçimde milliyetçi gündemini öne çıkarmaya hazırlanıyor.

Askerî hâkim
Weidel, aile geçmişi hakkında konuşmaya bütünüyle karşı değil. Ailesinin, bugün Polonya sınırları içinde kalan Silezya’dan nasıl sürüldüğünü anlattı. Ancak büyükbabasının Nazi rejimindeki önemli rolü konusunda sessiz kaldı.
Weidel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, büyükbabasının Nazi geçmişinden haberdar olmadığını söyledi. Sözcü, “Aile içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle, 1985’te hayatını kaybeden büyükbabayla herhangi bir temas kurulmadı; kendisi aile içinde konuşulan bir konu da değildi” dedi.
Hans Weidel öldüğünde Alice Weidel altı yaşındaydı. Yine Nazi Partisi üyesi olan büyükannesi ise iki yıl sonra hayatını kaybetti.
Hans Weidel, Temmuz 1941’de Varşova Komutanlığı bünyesinde askerî hâkim olduğunda 40 yaşına yaklaşıyordu. Böylece Hitler’in askerî yönetimini uygulayan yaklaşık 3 bin Wehrmacht hâkimi arasına katıldı.
Belgelere göre amirleri, onu “görevini büyük bir ilgi ve kavrayışla yerine getirdiği” için övmüştü.
Hitler aynı zamanda Wehrmacht’ın başkomutanıydı. Tarihçi Claudia Bade’nin bulgularına göre, onun döneminde askerî mahkemeler yaklaşık 50 bin ölüm cezası verdi; bunların 20 binden fazlası infaz edildi. Bade, bu rakamların “Nazi rejiminin sivil mahkemelerindekileri çok aştığını” yazdı.
Göreve başlamasından üç yıl sonra Hans Weidel, baş kurmay hâkimliğine atandı. Ataması 12 Ekim 1944’te Führer’in karargâhında onaylandı. Resmî belgede şu ibare yer alıyordu: “Führer, imza: Adolf Hitler.”
Hans Weidel, Nazi sistemi içinde hızla yükselmeden önce Münih ve Breslau’da hukuk eğitimi almıştı. WELT AM SONNTAG’ın incelediği belgelere göre, Hitler iktidara gelmeden önce, 1932’nin sonunda Nazi Partisi’ne, Ocak 1933’te ise SS’e katılmıştı. 45. SS-Standarte bünyesinde görev yapıyor ve SS için çeşitli alanlarda hukuk danışmanlığı yürütüyordu.*
Alman arşivlerinde korunan bir belgede şöyle yazıyordu: “Eylül 1930 seçimlerinden önce de Nasyonal Sosyalistlere oy veriyordum ve hareketin seçim propagandasında aktif olarak çalışıyordum.”
Hans Weidel, daha sonra soruşturmacılara Nazilerin Yahudilere yaptıklarından haberdar olmadığını söyleyecekti. Küçük bir kasabada yaşadığını belirterek, “Orada gazetelerde yazılanlar ya da radyoda söylenenler dışında hiçbir şey duymadım” diyecekti.
Ardından şunu ekleyecekti: “Ancak SS’in suçları hakkında hiçbir şey duymadığımı özellikle vurgulamalıyım.”

Savaşın ardından
Almanya’nın yenilmesi ve dört işgal bölgesine ayrılmasının ardından, galip devletler ülkeyi Nazilerden arındırmaya girişti. Diktatörlüğün destekçilerinin yeni devlette önemli görevler üstlenmemesi amaçlanıyordu. Bu doğrultuda, Müttefik devletlerin askerî yönetimleri tarafından mahkemeler kuruldu.
Savaştan sonra ailesiyle birlikte Doğu Vestfalya’ya taşınan Hans Weidel, diktatörlük dönemindeki görevleri nedeniyle üç soruşturmayla karşı karşıya kaldı.
Kasım 1948’de, İngiliz işgal bölgesindeki Bielefeld’de, hakkında “suç örgütüne üyelik” şüphesiyle işlem başlatıldı. WELT AM SONNTAG’ın aktardığı soruşturma belgelerine göre savcı, 22 Kasım’da soruşturmayı açtı. Ancak Weidel’in Nazi örgütlerinin suçlarından haberdar olduğunun ortaya konamaması üzerine dosya 27 Aralık 1948’de kapatıldı.
Bu karar, kesin bir aklanma anlamına gelmese de onun avukatlıktan men edilmesini önledi. Hans Weidel, Gütersloh kentinde avukatlık ve noterlik bürosu açtı. WELT AM SONNTAG’ın araştırmasına göre, yerlerinden edilen Almanları temsil eden Bund der Vertriebenen’in yerel teşkilatlarından birinin başkanlığını üstlendi ve Yukarı Silezya’da kaybettiği mülkleri için tazminat talep etti.
Nazi geçmişi, 1970’lerin sonlarında yeniden karşısına çıktı. Kuzey Ren-Vestfalya ve Hamburg polisi, savaş sırasındaki rolüne ilişkin soruşturmaları yeniden ele aldı. WELT AM SONNTAG’ın incelediği belgeler, Düsseldorf’taki eyalet kriminal polisinin Aralık 1977’de, Hamburg kriminal polisinin ise Haziran 1979’da, o dönem komünist yönetim altındaki Doğu Almanya’dan Hans Weidel hakkında bilgi istediğini gösteriyor.
Ancak onu yargılama girişimlerinin ikisi de sonuçsuz kaldı. Federal Almanya’da, keyfî ölüm cezaları vermiş tek bir askerî hâkim bile adalet önüne çıkarılmadı.
Alice Weidel, gelecek yıl yapılacak seçimde partisine liderlik etmeye hazırlanıyor. Ortaya çıkan bu bilgilerin, kendi tabanındaki konumuna zarar vermesi beklenmiyor.
Ancak AfD, Nazi sempatizanlığı suçlamalarından kurtulmaya çalışıyor. Weidel’in büyükbabasının rejimdeki önemli rolüyle nasıl yüzleşeceği, seçmenlerin AfD’nin geçmişi geride bırakma konusundaki kararlılığını nasıl değerlendireceğini etkileyebilir.
* POLITICO’nun İngilizce metninde Hans Weidel’in 1933’ten itibaren “Waffen-SS” bünyesinde hukuk danışmanlığı yaptığı belirtiliyor. Ancak WELT AM SONNTAG’ın Almanca araştırmasına göre Weidel, Ocak 1933’te SS’e katılmış ve 45. SS-Standarte bünyesinde hukuk danışmanlığı yapmıştır. Alman Federal Arşivi’nin sunduğu kaynak, Waffen-SS adının 1939 sonunda kullanılmaya başlandığını belirtiyor. Bu nedenle metindeki “Waffen-SS” ifadesi, Almanca araştırma esas alınarak “SS” olarak düzeltilmiştir.


