Amedspor ve futbolun bitmeyen Kürt meselesi

Amedspor’a yönelik ırkçı saldırılar tribünlerle sınırlı değil; Türkiye’nin Kürt meselesinin futboldaki yansımalarından biri. Akademisyen ve spor yazarı Dağhan Irak, cezasızlıktan milliyetçilik ve sermayenin futbol üzerindeki etkisine uzanan tabloyu eşit yurttaşlık ve demokratik katılım ekseninde değerlendiriyor.

Amedspor’un Trabzonspor’u 2-1 mağlup ettiği karşılaşmanın ardından sosyal medyada yayılan görüntülerde bir kişi Kürtlere yönelik ırkçı ifadeler kullandı. Kürt mevsimlik işçileri hedef alan ve Trabzon’da Kürtçe konuşanları tehdit eden kişi daha sonra gözaltına alındı.

Spot Spor’a konuk olan Dağhan Irak, yaşananların kaynağının futbol olmadığını söyledi: “Sokakta olmayan, toplumda olmayan futbolda olmaz. Futbol uzayda oynanmıyor. Tribünlerdekiler de uzaydan gelmiyorlar.”

Trabzon ve çevresindeki toplumsal yapının tarihsel Türkleştirme, muhafazakârlaştırma ve milliyetçileştirme politikalarından bağımsız ele alınamayacağını belirten Irak, benzer bir ırkçılığın Kürt mevsimlik tarım işçilerine yönelik saldırılarda da ortaya çıktığına dikkat çekti.

Kürt işçilerin emeğinden ekonomik kazanç sağlayanların aynı işçileri hedef almasındaki çelişkiyi şöyle anlattı: “Kürt işçiler o fındıkları yine toplayacak. O fındık tarla sahipleri de o emeğin üzerinden yine para kazanacaklar.”

Amedspor ve cezasızlık

Irak’a göre Amedspor’u diğer bölge takımlarından ayıran temel özellik, Kürt kimliğini açıkça sahiplenen bir kulüp olarak ortaya çıkması. Bu kimlik, Türkiye Futbol Federasyonu, İçişleri Bakanlığı ve basının kulübe yaklaşımını da belirledi.

Irak’ın verdiği bilgiye göre Amedspor, 2015 ile 2018 yılları arasında 63 kez cezalandırıldı. Siyasi sloganlar nedeniyle verilen tribün cezaları büyük ölçüde Amedspor taraftarlarına uygulanırken futbolcu Deniz Naki’ye de yaklaşık bir yıllık ceza verildi.

Irak, Türkiye’de Kürt kimliğinin çoğu zaman “Kürt kökenli vatandaş” kalıbı içinde kabul gördüğünü, doğrudan “Ben Kürt’üm” diyenlerin ise hem devlet hem toplum nezdinde sorunla karşılaştığını söyledi.

Amedspor’a yönelik saldırıların uzun süre cezasız kaldığını belirten Irak, son görüntülerdeki kişinin gözaltına alınmasını geçmişe kıyasla bir değişiklik olarak değerlendirdi. Ancak bu adımın kalıcı bir dönüşümün göstergesi olmadığını vurguladı.

Yürütülen siyasi süreci de bu belirsizlik içinde değerlendiren Irak şöyle konuştu: “Kürt hareketini masaya oturduğu için suçlamıyorum. Kiminle savaşıyorsanız onunla barışırsınız.”

Irak, buna karşın yürütülen sürecin kapsamlı bir toplumsal barış ve adalet programına dayanmadığını savundu. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer siyasi mahpusların durumuyla kayyım uygulamalarının sürmesini bu çelişkinin örnekleri arasında gösterdi. AKP’nin yaklaşımını ise “toplum mühendisliği” değil, “toplum müteahhitliği” olarak tanımladı.

Amedspor hazır, toplum hazır mı?

Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesinin ardından kulübe yönelik siyasi ilgi de arttı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amedspor Başkanı Nahit Eren’i kabul ederken kulübün ilk iç saha maçını İçişleri Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı ile TFF Başkanı tribünden izledi.

Irak ise tartışmayı “Amedspor Süper Lig’e hazır mı?” sorusundan başka bir noktaya taşıdı: “Toplum sürece hazır mı?”

Sürecin devlet tarafından başlatılıp durdurulmasının demokratik bir yöntem olmadığını belirten Irak, eğitim sistemi ve devlet medyasında milliyetçi söylemler sürerken toplumsal barışın kurulamayacağını söyledi: “Bir taraftan ölümüne pompalanan bir milliyetçilik var. Bir taraftan da son derece çıkarcı, son derece pragmatik bir şekilde uygulanan bir süreç var.”

Irak’a göre futbol, toplumda biriken gerilimleri görünür kılıyor. Sokakta söylendiğinde tepki çekecek sözler, stadyum atmosferinde normalleştirilebiliyor. Tribünlerdeki ırkçılıkla mücadele de ancak Kürtlerin eşit yurttaşlığının ve anayasal haklarının güvence altına alınmasıyla mümkün olabilir.

Futbol neden sağa teslim oldu?

Futboldaki milliyetçiliğin tarihsel ve sınıfsal boyutlarına değinen Irak, sağ siyasetin duygu ağırlıklı yapısının futbol atmosferinde kolaylıkla karşılık bulduğunu söyledi. Milliyetçiliğin seçici bir aidiyet duygusu yarattığını, futbolun rekabetçi yapısının da bu duyguyu güçlendirdiğini belirtti.

Türkiye’de sağ iktidarların uzun süreli hâkimiyeti futbol ile sağ siyaset arasındaki ilişkiyi derinleştirirken solun futbola mesafesi de bu alanı sağa bıraktı. Irak’a göre solun çoğu zaman orta sınıflar, akademisyenler ve entelektüeller tarafından taşınması, işçi sınıfının kültürel pratikleriyle arasındaki mesafeyi büyüttü.

Sosyolog Pierre Bourdieu’nün 1974 tarihli “Spor ve Sosyal Sınıf” çalışmasını hatırlatan Irak, akademinin de futbola uzun süre mesafeli kaldığını söyledi. Tanıl Bora gibi isimlerin 2000’li yıllarda futbolu toplumsal ve kültürel bir alan olarak ele almasıyla bu yaklaşımın kısmen değiştiğini belirtti.

Irak, Türkiye İşçi Partisi’nin güçlü olduğu Kadıköy, Karşıyaka, Beşiktaş ve Çankaya gibi bölgelerle fabrikalar ve gecekondu mahallelerindeki örgütlenme arasındaki farka da dikkat çekti. Solun futbolu kültürel ve politik açıdan önemsiz görmesinin önemli bir toplumsal alanın sağa bırakılmasıyla sonuçlandığını savundu.

“Mikro uluslar” ve sermaye

Futbolun Türkiye’deki gelişiminin milliyetçilikten bağımsız olmadığını belirten Irak, Abdülhamit dönemindeki kısıtlamaların ardından İkinci Meşrutiyet’le oluşan özgürlük ortamının kulüplerin gelişmesine alan açtığını anlattı.

Futbolun ilk döneminde azınlıkların kurduğu kulüpler önemli bir yer tutarken yükselen Türk milliyetçiliği de futbol rekabeti üzerinden kendisini ifade etti. İstanbul’un işgali sırasında işgal ordularına karşı oynanan maçlar ve Fenerbahçe’nin 1923’te General Harrington Kupası’nı kazanması bu ilişkinin simgeleri arasında yer aldı.

Irak, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi büyük kulüpleri “mikro uluslar” olarak tanımlıyor. Her sınıftan milyonlarca insanı aynı kimlik altında buluşturan taraftarlık, toplumsal eşitsizlikleri görünmez kılabiliyor. Buna karşılık kulüp yöneticileri arasındaki sınıfsal ortaklık, yöneticilerle taraftarlar arasındaki bağdan daha güçlü olabiliyor.

Britanya’da futbol da benzer bir sınıfsal dönüşüm geçirdi. Köylerdeki hasat kutlamalarından fabrikalara taşınan oyun, bahis ve stadyumlarla ekonomik bir faaliyete dönüştü. İşçilerin kurduğu kulüpler sermaye yetersizliği yaşarken elitler federasyonlar ve kulüpler üzerinde belirleyici hâle geldi. Irak, İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan ve Türkiye’de Özal dönemlerinde uygulanan neoliberal politikaların işçi sınıfı, sendikalar ve sol siyaset arasındaki bağı zayıflattığını söyledi.

“Sporu sevmiyoruz, kazanmayı seviyoruz”

Yayında Trabzonspor’un 1970’lerde İstanbul merkezli futbol sermayesine karşı çıkışı ile Amedspor’un bugünkü konumu da ele alındı. Irak, futbolun sadece rekabetçi boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Spor bilimlerinde “rekabetçi spor” ve “katılımcı spor” ayrımı bulunduğunu belirten Irak, Amedspor’un lig ve transfer sisteminin kurallarına bağlı bir kulüp olduğunu, ancak bölgedeki spor faaliyetlerinin Amedspor’la sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.

Katılımcı sporun belediyeler ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla geliştirilmesini öneren Irak, Amedspor’un kadın futbol takımını olumlu bir örnek olarak gösterdi. Kadınların, engellilerin ve farklı kimliklerden insanların spora katılımını artıracak projelere ihtiyaç olduğunu belirtti.

Kayyım uygulamalarının ve sivil toplum üzerindeki baskıların uzun soluklu çalışmaların önünde engel oluşturduğunu söyleyen Irak, Türkiye’deki spor anlayışını şu sözlerle özetledi: “Biz sporu sevmiyoruz. Biz kazanmayı seviyoruz.”

Irak’a göre insanların spor, sosyal faaliyetler ve dernekler aracılığıyla ortak deneyimler edinmesi siyasal katılıma da zemin hazırlıyor. Demokratik ve aktif bir toplum aşağıdan kurulamadığında siyaset, liderler etrafında şekilleniyor.

Futbol da insanları bir araya getiren toplumsal bir faaliyet olarak bu katılımın araçlarından biri olabilir. Irak, eşit haklar ve anayasal yurttaşlık mücadelesinin demokratik bir toplumu birlikte kurma hedefinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.

Daha önce YouTube kanalımızda yayınlanan bu programın metninin hazırlanmasında yapay zekâdan faydalanılmıştır.