ARD’nin 7 Eylül’de yayımladığı geçici sonuca göre Almanya için Alternatif (AfD), Saksonya-Anhalt’ta yüzde 43,8 oy aldı; CDU yüzde 17,2’de kaldı. AfD, 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 sandalye kazandı. Parti seçimden açık farkla birinci çıksa da tek başına hükümet kurmak için gereken mutlak çoğunluğa ulaşamadı.
Sonuç, AfD ile işbirliğini reddeden partilerin hükümeti nasıl kuracağı kadar, aşırı sağın neden güçlenmeye devam ettiği sorusunu da gündeme getirdi. Göç politikaları, sosyal devlet ve seçmenin gelecek beklentileri bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Spot Basın Kooperatifi’nin Gemide programında konuşan Ferat Koçak ve Zafer Yılmaz, merkez partilerin AfD’ye karşı izlediği siyaseti eleştirdi. İki konuğa göre ekonomik sorunlara çözüm üretmekte zorlanan partiler, göçmen karşıtı söylemi benimsedikçe AfD’nin görüşlerinin yaygınlaşmasına da katkıda bulunuyor.
Hükümet kurmanın güçleştiği tablo
Alman siyasetinde “Brandmauer”, yani yangın duvarı, AfD ile işbirliğini reddetme tutumunu anlatıyor. CDU’nun 2018’de aldığı karar, AfD ile koalisyonları ve benzer işbirliği biçimlerini dışlıyor. Kararın Die Linke’yi de kapsaması, CDU’nun çoğunluk arayışını ayrıca zorlaştırıyor.
Wahlrecht.de’nin geçici sonuçlara dayanan hesabına göre CDU, SPD, Yeşiller ve Die Linke’nin toplam sandalye sayısı 39. AfD’nin de 39 sandalyesi bulunuyor. BSW ise beş sandalyeyle meclise girdi. Bu dağılım, AfD’ye karşı çıkan partilerin hükümet kurabilmek için başka siyasi anlaşmalara da ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Yılmaz, merkez partilerin seçmen kaybını, temsil ettikleri kesimlerden uzaklaşmalarıyla da ilişkilendiriyor. Özellikle sosyal demokrat partilerin yerleşik düzenle bütünleşmesine dikkat çekiyor:
“Bu partiler müesses nizamla, mevcut kurulu düzenle bu kadar bütünleştiklerinde oy tabanını en hızlı kaybeden partiler oluyorlar.”
“İnsanlar gidip yine orijinalini seçiyor”
Yılmaz, göç ve sığınma konularında aşırı sağın görüşlerinin merkez partiler tarafından benimsenmesini “aşırı sağın ana akımlaşması” olarak tanımlıyor. Ona göre AfD, hükümete girmeden de diğer partilerin gündemini etkileyebiliyor.
Yılmaz’a göre merkez partiler, ekonomik ve sosyal sorunlardaki kendi sorumluluklarını tartışmak yerine göçmenleri bu sorunların kaynağı olarak gösteriyor. Böylece hem kendi politikalarına yönelik eleştirileri savuşturmaya çalışıyor hem de aşırı sağın göçmen karşıtı söylemini güçlendiriyor.
Koçak da CDU ve SPD’nin yaklaşımını benzer sözlerle eleştiriyor:
“Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar da AfD gibi, aslında AfD siyasetini tekrarlıyorlar. Sürekli göçmenleri sorun olarak görüyorlar ve göçmen sayısını ellerinden geldiğince düşürmeye çalışıyorlar.”
Koçak, bu siyasetin AfD’den seçmen kazanmayı sağlamadığını düşünüyor: “CDU’nun stratejisi, ‘AfD’den oyları nasıl geri alabiliriz?’ Ama insanlar gidip yine orijinalini seçiyor.”
Geçim sıkıntısına gelecek kaygısı ekleniyor
Infratest dimap’ın ARD için seçim günü ve öncesinde yaptığı araştırma, hükümete yönelik hoşnutsuzluğun yaygınlığını gösteriyor. ARD’nin 7 Eylül tarihli analizine göre Saksonya-Anhalt’taki seçme hakkına sahip kişilerin yüzde 87’si federal hükümetin çalışmalarından memnun değil. Araştırmaya katılanların yüzde 51’i, Almanya’daki diğer insanlarla karşılaştırıldığında adil payından daha azını aldığını düşünüyor. AfD seçmenlerinde bu oran yüzde 66’ya çıkıyor.
Yılmaz, bu duyguyu “kolektif kaygı” olarak adlandırıyor. İnsanların yalnızca gelirlerini değil, alıştıkları hayatı ve geleceğe duydukları güveni de kaybetmekten korktuğunu söylüyor:
“Ama bu zemin kaybetme yalnızca ekonomik değil. İşçi sınıfının toplumsal ve sosyal ortamını bir bütün olarak kaybetmesi söz konusu.”
Yılmaz’a göre bu kaygı, toplumdaki yerini kaybetme korkusuyla birleşebiliyor. İnsanların kendilerini değerli veya güvende hissetmesini sağlayan ilişkiler zayıfladığında, milliyetçi vaatler daha çekici hale gelebiliyor. Ekonomik sorunların göçmen karşıtlığına dönüşmesini de bu bağ içinde değerlendiriyor.
Kaynakların yalnızca belirli bir topluluğa ayrılmasını isteyen yaklaşımı “ulusal iktisatçılık” diye tarif ediyor: “Kaynakları kendine isteyen, statüsünü yeniden inşa etmek isteyen bir talep açığa çıkıyor.”
Bu nedenle seçmeni yalnızca “öfkeli” veya “irrasyonel” olarak tanımlamanın yetersiz olduğunu düşünüyor. İnsanların yaşadığı kaybı anlamak için onlarla doğrudan ilişki kurulmasını öneriyor:
“Dolayısıyla oraya gitmeniz ve insanları dinlemeniz lazım. Ama bunu insanları stereotipleştirmeden, onları bir kategoriye sokmadan yapmanız lazım.”
Tepki oyundan çözüm beklentisine
AfD’ye verilen destek, mevcut hükümeti cezalandırma isteğinin ötesine de geçiyor. ARD’nin aktardığı Infratest dimap verilerinde, ekonomi için en iyi çözümleri AfD’nin sunduğunu düşünenlerin oranı 2021’de yüzde 8 iken 2026’da yüzde 30’a yükseliyor.
Yılmaz’a göre seçmenin AfD’yi sorunları çözebilecek bir parti olarak görmeye başlaması, mevcut partilere yönelik tepkinin niteliğini değiştiriyor. Başka bir seçenek göremeyen insanlar, daha önce uzak durdukları bir partiye şans vermeye yönelebiliyor.
Koçak, Saksonya-Anhalt’ta yaptığı görüşmelerde benzer bir yaklaşım gördüğünü anlatıyor. Seçmenlerden duyduğu sözleri şöyle aktarıyor: “Hepsini denedik. Şimdi AfD’ye bir şans tanıyalım bakalım. Belki onlar hayatımızı düzeltebilirler.”
Koçak, AfD’ye ilişkin görüşünü ise açık biçimde ifade ediyor: “Parti faşist bir parti.” Ancak partiye oy veren herkesin aynı şekilde tanımlanamayacağını da söylüyor. Ona göre seçmenle konuşmaya devam etmek ve AfD’nin vaatlerini gündelik sorunlar üzerinden tartışmak gerekiyor.
“Biz insanları doğrudan AfD’ye saldırarak kazanmak değil, gerçekten güncel sorunları üzerinden kazanmak istiyoruz.”
Kapıyı çalmak
Koçak, Die Linke’nin yerel çalışmalarında seçmenle birebir görüşmeye ağırlık verdiklerini anlatıyor. Görüşmeye şu soruyla başladıklarını söylüyor:
“İmkân olsa bu dünyada ilk neyi değiştirirsin ya da senin yaşadığın bölgede ilk neyi değiştirirsin?”
Bu soruyla insanların önceliklerini öğrenmeye çalışıyorlar. Kira, enerji giderleri, iş ve belediye hizmetleriyle ilgili sorunlar, ortak çalışma başlıklarına dönüşebiliyor. Koçak’a göre insanların beklentisi, siyasetçilerin kendilerine ders vermesinden çok onları dinlemesi ve çözüm arayışına katılması.
Mahalle sakinleriyle çöp toplamayı da bu çalışmalara örnek gösteriyor: “Gittik, kapının önünde milletle çöp toplamaya başladık.” Koçak, amaçlarının sokağı temizlemenin yanında kamu hizmetlerindeki eşitsizlikleri tartışmaya açmak olduğunu söylüyor. İşçi mahalleleriyle varlıklı mahallelere verilen hizmet arasındaki farkı sorgulamalarını da bu nedenle önemsiyor.
Kira ve ısınma giderleriyle ilgili ortak mücadelelerin insanlara sonuç alabileceklerini gösterebileceğini düşünüyor. “Birlikte mücadele edersek kazanabiliriz” mesajını vermeyi hedeflediklerini anlatıyor.
Die Linke’nin Saksonya-Anhalt’ta üç doğrudan milletvekilliği kazanması, Koçak’ın dikkat çektiği yerel başarılardan biri. Bununla birlikte parti, eyalet genelinde oy kaybetti ve geçici sonuçta yüzde 8,6’da kaldı. Yerel kazanımları daha geniş bir desteğe dönüştürmek, solun önündeki güçlüklerden biri olmaya devam ediyor.
Ortak sorunlardan dayanışmaya
Koçak, göçmenlerin kendi aralarındaki dayanışmayı önemli buluyor. Bunun mahalleye, işyerine ve daha geniş toplumsal ilişkilere açılmasını da savunuyor.
“Komşular birbirlerini tanısınlar. Çünkü özellikle şehirlerde komşular birbirlerini tanımıyorlar. Birbirlerini tanımıyorlarsa birlikte mücadele etmeyi nasıl becersinler?”
Ona göre aynı kira veya iş sorununu yaşayan insanların birlikte hareket etmesi, göçmenlerle göçmen olmayanlar arasındaki mesafeyi azaltabilir. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça, komşularının karşılaştığı haksızlıklara karşı da harekete geçebilir.
Yılmaz da farklı kesimleri buluşturabilecek ortak sorunlara işaret ediyor: “Mesela kent ve konut sorunu. İnsanların ortaklaşa deneyimledikleri geçim krizi.” Göçmen ve mülteci haklarını savunurken bu sorunlar üzerinden daha geniş bağlar kurulabileceğini söylüyor. Önerdiği dayanışmayı “daha çoğulcu ve demokratik bir biz” olarak tanımlıyor.
Yılmaz’a göre böyle bir ilişkiyi yalnızca bir parti programı hazırlayarak kurmak mümkün değil:
“Bu alternatifi sadece bir programla, kitapla başaramazsınız. Toplumla yeniden bir araya gelerek, aşağıdan kolektif bir hareket örgütleyerek başarabilirsiniz.”
Koçak da aşırı sağa karşı mücadelenin insanlara ulaşmaktan geçtiğini vurguluyor: “İnsanlarla görüşüp insanların gerçek sorunlarına çözüm bulmak gerekiyor ki anlasınlar: Göçmenler ve benim gibi insanlar bu ülkenin sorunu değil. Bu ülkenin sorunu farklı.”
Daha önce YouTube kanalımızda yayımlanan bu programın metninin hazırlanmasında yapay zekâdan yararlanılmıştır.


