Editörün notu: Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde dün (6 Eylül) yapılan seçimin ardından yayımlanan ilk tahminler, aşırı sağcı AfD’yi yaklaşık yüzde 44 oyla açık ara birinci gösterdi. Ancak bu tahminler, partinin tek başına hükümet kurmak için gereken sandalye çoğunluğuna ulaşamadığına işaret etti.
Aşağıda, Matt Tempest’in seçim öncesinde kaleme aldığı ve 2 Eylül’de EUobserver’da yayımlanan yazısının Türkçe çevirisini sunuyoruz.
Adolf Hitler Ocak 1933’te iktidara getirildiğinde ilk hedefi Almanya’daki Yahudiler değildi. Romanlar da değildi, eşcinseller de.
İlk hedef sendikalar ve komünistlerdi. Çünkü kalabalıktılar, örgütlüydüler ve çoğu zaman silahlıydılar. Başka bir deyişle, gerçek bir direniş potansiyeline sahiptiler ve Hitler’in henüz filizlenmekte olan iktidarı açısından gerçek bir tehdit oluşturuyorlardı.
Nitekim Naziler, iktidara gelişlerinden yalnızca iki ay sonra, Mart 1933’te Berlin’in yaklaşık 30 kilometre kuzeyindeki Oranienburg’da ilk toplama kamplarından birini açtı ve burayı Komünist Parti ile Sosyal Demokrat Parti’den muhaliflerle doldurdu.
Şimdi ise Almanya için Alternatif’in (AfD), ilk kez bir eyalette iktidarı kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ve ilk sıradaki düşmanlarının kim olacağı da belli: Gazeteciler.
Üstelik bu bir yorum değil. Resmî olarak ilan edilmiş bir hedef.
Çünkü medya, kelimenin gerçek anlamıyla silahlı olmasa da elinde o meşhur “hakikat kılıcını” tutuyor. Aşırı sağın en tahammül edemediği şey ise tam da bu: Denetlenmek, didik didik edilmek, soru sorulması.
Evet, gazetecilerin kamuoyu nezdindeki itibarı bazen araba sigortası satıcılarının bile gerisine düşebiliyor; bunu biz de biliyoruz. Ancak gazetecilik ortadan çekildiğinde, AfD’nin “Lügenpresse”, yani “yalancı basın” diye yaftaladığı medyaya ilişkin kendi yalanları ana akım anlatının parçası hâline gelir.
Bu yüzden AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta medyayı şimdiden nasıl hedef aldığına bakmakta fayda var.

Parti, iktidarı ele geçirmesi hâlinde atacağı ilk resmî adım olarak, bölgesel kamu yayıncısı Mitteldeutscher Rundfunk’un (MDR) finansmanını sağlayan anlaşmayı feshedeceğini açıkladı.
Bu girişim kuşkusuz hukuki itirazlarla karşılaşacak ve savaş sonrası Almanya açısından eşi görülmemiş bir adım olacak. Ancak AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund, MDR’yi “Alman karşıtı” ve elbette “woke” olmakla suçladı; ardından da şu ifadeyi kullandı: “Hiç kimse dezenformasyon için para ödemeye zorlanmamalı.”
Bip sesi
MDR buna karşılık ağustos ayında haber bültenlerinin ardından kısa bir “bip” sesi ve birkaç saniyelik sessizlik yayımlamaya başladı. Amaç, dinleyicilere seçimden sonra kanalın kapanma ihtimalini hatırlatmaktı.
Ve bu daha başlangıç.
AfD, MDR’nin kapatılmasının yalnızca “zorunlu lisans ücretiyle finanse edilen yayıncılığın sonunun başlangıcı” olacağını ilan etti. Benzer bir tutum İngiltere’de Nigel Farage’ın Reform UK partisi tarafından BBC’ye karşı da savunuluyor.
MDR, Almanya’nın merkezindeki ve tamamı eski Doğu Almanya sınırları içinde bulunan üç eyalette yayın yapıyor: AfD’nin oy oranının yüzde 42’ye ulaştığı Saksonya-Anhalt; AfD’nin en büyük parti olmasına rağmen üçlü koalisyon tarafından iktidarın dışında tutulduğu Thüringen ve bir sonraki seçimlerin 2029’da yapılacağı, AfD’nin CDU’nun yalnızca bir sandalye gerisinde ikinci büyük parti olduğu Saksonya.
Aşırı sağcı ve ırkçı bir parti olan AfD, hâlihazırda “anayasaya yönelik aşırı sağcı bir tehdit” olarak sınıflandırılmış durumda. AfD, son anketlerde en yakın rakibinin yaklaşık 17 puan önünde görünüyor. Bu da pazar günü tek başına iktidara gelme ihtimalini dahi göz ardı edilemez hâle getiriyor.
Böyle bir sonuç, ana akım partilerin AfD ile iş birliği yapmayarak oluşturacağı söylenen “güvenlik duvarı” tartışmalarını da büyük ölçüde anlamsızlaştırabilir.
Ama burada biraz aynaya bakmak ve dürüst olmak gerekiyor: AfD, rakiplerinin güçlü yanlarını onlara karşı kullanmak, kendisine yöneltilen saldırıları bile siyasi avantaja çevirmek konusunda hayli becerikli.
Geçen ay Der Spiegel, Ulrich Siegmund’un fotoğrafını kapağına taşıdı ve ona şu başlığı attı: “Almanya’nın en tehlikeli adamı.”
Sonuç?
Siegmund hemen harekete geçti ve haftalık derginin imzalı nüshalarını seçim mitinglerinde destekçilerine dağıtmaya başladı.
36 yaşındaki eski parfüm satıcısı Siegmund, 2023’te gizlice düzenlenen ve Identitarian hareketi ile AfD çevrelerini bir araya getiren kötü şöhretli “Potsdam toplantısı”na katılırken gizli çekim yapan gazeteciler tarafından görüntülenen isimlerden biriydi.
Toplantıda savunulan fikirlerden biri “remigrasyon”du: Kalıcı oturum hakkına sahip olanlar da dâhil, “asimile olmadığı” düşünülen yabancıların Almanya’dan gönderilmesi.


