Yeşilçam’ın kadını hapsettiği kafeslerden nasıl çıkmalı?
Çağan Irmak imzalı Adile Naşit, Yeşilçam’ın altın yıllarının sembol ismi, Türk sineması denince ilk akla gelen yüzlerden biri olan sanatçının hayatını klasik biyografi kalıplarında perdeye taşıdı. Seyirci BKM imzalı iddialı yapımı beğenmedi ve film iki hafta gibi kısa bir sürede gösterildiği salonların çoğunu kaybetti. Sinema yazarı Selin Gürel’in filme olan itirazı hem son yıllarda önemli bir gişe kaynağı olan biyografi türüne hakim olan kalıplara hem de Yeşilçam’dan bugüne sinemamızın sorunlu alışkanlıklarına yönelik: karakterleri hapseden kafesler, kadın deneyimini görünmez kılan senaryolar, farklı etnik kimlikleri aksan komedisine hapseden ve parodileştiren yönetmenlik tercihleri ve sinemanın yeni yüzyılında gücünden hiçbir şey yitirmeyen yaşçılık. Oysa Adile Naşit’e daha fazlasını borçlu değil miyiz?