Roman sinemasının en önemli yönetmenlerinden Tony Gatlif’in ölümü, geride bıraktığı büyük mirası yeniden düşünmemize neden oluyor. Peki Gatlif sinemada neyi değiştirdi? Romanları hırsız, suçlu ya da egzotik ve özgür “Çingene” kalıplarından çıkarıp, kendi hikâyesini anlatan bir özneye dönüştürmeyi nasıl başardı?
Latcho Drom’dan Gadjo Dilo’ya, Korkoro’dan Les Princes’e; müzik, göç, sürgün, yoksulluk ve Roman Soykırımı onun sinemasında nasıl bir hafıza ve direniş diline dönüştü? Gatlif bu kalıpları tamamen kırabildi mi, yoksa “göçebe ve müzisyen Roman” imgesinin sınırlarında kaldığı yerler de oldu mu?
Tony Gatlif’in ardından, onun sinemasını ve bıraktığı mirası konuşurken temel sorumuz şu: Romanları anlatan bir sinemadan, Romanların kendi gözleriyle dünyaya baktığı dekolonyal bir sinemaya nasıl geçebiliriz?



